Aforizmalar

Sayın takipçimiz, bu sayfada aramak istediğiniz aforizmanın baş harfini ctrl+F tuşalarına bastıktan sonra [A],[B],[C] gibi köşeli parantez içinde yazarak arayabilirsiniz. 

Ayrıca hazırladığımız indeksten ctrl+F tuşlarına bastıktan sonra aforizma ismini yazarak rahatlıkla arayabilirsiniz.

İNDEKS

ACI
ACIMA
ACI ÇEKMEK
AÇIK ARTIRMA
ADRES SORMAK
AĞLAMAK
AHLAK
AKDENİZ
ALBENİ
ALIŞMAK
ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ
AMERİKALILAR
ANNELİK
ASKERLİK
AŞK
ATASÖZLERİ TANIMI
ATATÜRK

BAKKAL
BAKMAK
BASIN
BİLGİ
BOĞAZİÇİ
BORÇLANMAK
BURDUR GÖLÜ
BÜROKRATLAR

ÇALIŞMAK
CANI SIKILMAK
CENNET
CEHENNEM
CEZA EVİ
CEZAYİR
CHAGALL
CİNSELLİK
ÇALIŞMAK
ÇEVİRMENLİK
ÇOCUKLAR

DAHİLER
DEDİKODU
DEHA
DENEYİM
DEVLET YÖNETİMİ
DİKTATÖRLÜK
DÜNYA
DÜŞMAN

EDEBİYAT
EĞİTİM
ERGENLİK
ERNEST HEMINGWAY
EŞŞEK
EŞİTLİK
ETKİLEMEK
EVCİLLEŞTİRMEK
EVLİLİK

FİKİR
FUTBOL
FYODOR DOSTOYEVSKİ

GAZETE
GAZETECİLİK
GEMİCİLİK
GENÇLİK
GERÇEK
GÖÇMEN KUŞLAR
GURBETTE YAŞAMAK
GÜLMEK
GÜNAH
GÜZELLİK

HAÇLI SEFERLERİ
HADES
HALİDE EDİP ADIVAR
HAREM
HAŞHAŞ
HATA
HÜMANİZM
HÜNKAR BEĞENDİ

İKTİDAR
İNGİLİZ / AMERİKALI
İNSAN
İNSANIN KENDİYLE İLİŞKİSİ
İNSAN KUSURLARI
İNSAN İLİŞKİLERİ
İSİMLER
İSTANBUL
İŞ ADAMI
İYİLİK
İYİMSER

KADINLAR
KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ
KALP
KARAR ALMAK
KARABASAN
KARDEŞLİK
KARGA
KAYBETMEK
KELİMELER
KIYAFET
KİTAP
KOKU
KORKU
KÖTÜMSER
KÖYLÜ
KURNAZLIK
KÜLTÜR
KÜTÜPHANE

LİSAN
LONDRA

MAKYAJ
MANTIK
MARTI
MASA
MATEMATİK
MELEK
MEZARLIK
MİZAH
MUTLULUK
MÜCEVHER
MÜZİK

OLGUNLAŞMAK
ÖFKE
ÖĞRETMENLİK
ÖPÜŞMEK

PARA
POLİTİKA
PORTRE

RAKI
RAMAZAN
REİKİ
RESİM YAPMAK
ROMANTİZM
RUH
RUSYA

SADAKA
SADAKAT
SANAT
SANATÇI
SARHOŞLUK
SAYGI
SESSİZLİK
SEVİŞMEK
SEVMEK
SEYYAR SATICILAR
SKANDAL
SIR
SINIF FARKI
SİGARA
SİNEMA
SOSYETE
ST. PETERSBURG
SUFİLER
ŞAİR
ŞEYTAN
ŞİİR

TANRI / TANRIÇA

TİYATRO
TİYATRO OYUNCULUĞU
TÜRK ERKEKLERİ
TÜRKÜLER

UÇAK
UŞAK
UYGARLIK

VİCDAN
VENEDİK
VUSLAT

WILLIAM SHAKESPEARE

YALAN
YALNIZLIK
YARGILAMAK
YAŞAM
YAŞAMAK
YAŞLANMAK
YAŞLILIK
YAZARLIK
YAZMAK
YOKSULLUK
YÖNETİCİLİK

ZAFER
ZEKA
ZENGİNLİK




[A]


ACI


“Çağımızın acıya karşı gösterdiği yakınlıkta son derece hastalıklı bir şeyler var.”

[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s57)]

ACIMA


“Acıma duygusu bütün insanlığın başlıca ve belki de tek yasasıdır.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.292)]

ACI ÇEKMEK


‘’Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011,(s.55)]

AÇIK ARTIRMA



“Zaten açık artırma çığırtkanları sattıkları mala ne gözle bakarsa, Leydi Brandon da konuklarına öyle davranır. Onları ya bir açıklamayla temelli ortadan siler ya da haklarındaki her şeyi ortaya döker, insanın öğrenmek istediği dışında her şeyi.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s19)]

ADRES SORMAK


‘’Memleketin bir numaralı adres danışma merkezleri olan ve her sokakta mutlaka bir tane bulunan bakkala danışmaktan başka çarem kalmamıştı artık.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011,(s.334)]

AĞLAMAK
“Öbürleri gibi, ağlamak da oluşan koşulların yarattığı yeni duruma uyum sağlamaya, bedeni fiziksel ve duygusal olarak rahatlatmaya yarar.” (s.153)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

AHLAK


“Çağdaş ahlak çağın ölçüsünü benimsemekten ibarettir. Bence herhangi bir kültürlü kişinin yaşadığı çağın ölçüsünü benimsemesi en kabasından bir ahlaksızlıktır.”

[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s102)]


AKDENİZ

“Ali, Akdeniz’in ay ışığı içinde ayışığı olup gitmişti.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.41)]

“Savaşsız geçen bir ayın bir başka eğlencesi de geceleri denizin parlaması idi. Akdeniz o mevsimde her zaman parlardı; fakat o yıl bir değil, bin parlamaya koyulmuştu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.92)]

“Uluç Ali’ye apaydın denizi göstererek ‘İşte oğlum, bunun için Araplar bu denize Bahri Sefid, yani Türkçede Akdeniz dediler’dedi.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.93)]

“Yaz mevsiminde Akdeniz’in çok yerinde olduğu gibi burada da rüzgar, hafif hafif karadan esiyordu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.216)]

“Ertesi günü, Akdeniz’in cehennem gibi kaynayan bir eyyam-ı bahur günüydü.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.224)]

“Bütün Akdeniz, ay ışığında gümüş bir çarşaf gibi ışıldıyordu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.270)]

“Mavi Akdeniz doğuya doğru uçuşan bembeyaz dev kelebeklerle süslenmişti.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.308)]

“Bu karaların eteklerinde deniz mavi ve berrak usul usul fısıldamakta idi. Yıl 1538 ve Akdeniz’in en güzel mevsimi eylül ayıdır.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.329)]

“Akdeniz’in her köşesinin iklimini, mevsimine, gününe ve hatta saatine göre esecek rüzgarları –pek az buçuk bir yanlışlıkla- bilen Barbaros..”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.330)]

“Kızın gülümseyişi Akdeniz güneşi gibi sıcaktı.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.348)]

“Akdeniz’in o fırtınalar imparatoru keşişleme fırtınası güney doğudan sağnak sağnak esmeye koyuldu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.405)]

ALBENİ


“Çekici bir insan yaşlandığında da etkileyicidir, çünkü albeninin reçetesinde mistik oranlarda akıl, zarafet, sağduyu ve şeytan tüyü vardır.” (s.14)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]



ALIŞMAK

“Başka bir ayak sesi duydum mu, yerin altına kaçmam gerekir. Ama seninki, tıpkı bir müzik sesi gibi, beni inimden dışarı çağırır.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.69)]

“Çok sabırlı olmak lazım,” dedi tilki. “Önce, az ötemde oturacaksın, şöyle, otların üzerine… Ben sana göz ucuyla bakacağım; ama, sen hiçbir şey demeyeceksin. Dil bütün yanlış anlaşılmaların kaynağıdır. Ama, her gün, birazcık daha yakınıma oturmalısın…”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.70)]

ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ

‘’İstanbul’un yeni tapınakları olan dev alış veriş merkezlerinekapağı atıyorsun.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011,(s.18)]

AMERİKALILAR



“Diyorlar ki iyi Amerikalılar ölünce Paris’e giderlermiş.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s55)]

“Amerikalılar son derece ilginç bir halk. Tümden akılcı kişiler.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s56)]


“Ne de olsa Amerikalılar, hemen herkes gibi, aşinalık peşindeydi;”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s11)]

“Her zamanki ıvır zıvır; her yerden yağan indirim kuponları, duyurular, el ilanları, kredi kartı teklifleri.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s30)]

“Sincaplar ile kızlar benzer bir uyanıklık ve çeviklikle kampus nüfusunu meydana getiriyordu.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s49)]

“Hep böyle derlerdi. Ama o artık “ilginç” kelimesinin gündelik iletişim içinde dolaşımda olan bütün sıfatlar arasında en kalın kabuklusu olduğunu öğrenmişti, kalın kabuklu demek illa da içinde bir şey olduğu anlamına gelmiyordu. “İlginç” kelimesinin hiçbir ilginç tarafı yoktu.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s52)]

“Herhalde sadece Amerika’da KAR KAYGANDIR diye bir uyarıyla karşılaşabilir insan…”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s127)]

“O anda tek gördüğüm seni nasıl gördükleri. Arap’a benzeyen şüpheli bir adam yaklaşıyor,”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s129)]

“Zira sabah kalkar kalkmaz bütün dünyanın karla kaplandığını görmenin insanlar üzerinde sosyalleştirici bir etkisi vardır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s232)]

“Kar bütün faaliyeti hareketleri, hırsları, tutkuları yavaşlatmıştı, herkesin üzerine bir şüphe perdahı yağmış gibi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s235)]

“Noel ne de olsa insanın hayatında yinelenen şeylere son vermesi için yinelenen bir başlangıç fırsatıdır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s249)]

“Vergi Dairesi  gibi bir şeydi, oraya cevabı olmadığından emin olduğunuz sorularla gidip sorularınızı anlamsızlaştıran cevaplarla geri dönüyordunuz.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s255)]

“Şehir efsaneleri, dünyanın özgür yurttaşlarıdır. Seyahat etmek için pasaporta, bir yerde kalmak için vizeye ihtiyaç duymazlar. Temasa geçtikleri kültürün rengini alan dilsel bukalemunlardır onlar. Hangi kıyıya ulaşsalar hemen yerlisi olurlar. Şehir efsaneleri, kimseye ait olmayan ama herkesin malı olan özgür ruhlardır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s293)]

ANNELİK



“Annesi ona sarılıp ağlarken, sorular sorup ağlarken, öpüp ağlarken, bağrına basıp ağlarken ve sadece ağlarken, incecik ipek bir eşarp gibi onu sarmalayan o şerbetsi kokuyu içine çekti Abed.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s200)]

“Resmi rahip giysilerinin kadın elbisesine benzediğini fark etmediniz mi? Rahipler inananlar için anne işlevi görür. Rahipler de kadındır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s272)]

“Yavrusunun ona bakarak ilk kez gülümsediğini gören bir annenin sevinci böyle olur.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.280)]


ASKERLİK

“Askere gidip üç sene mektubu gelmeyen adamın “şehit” (!) olduğu, karısının dilerse evlenebileceği”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.19)]

“Arada sırada asker kaçaklarını asıyorlardı”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.168)]

“Asker demek ne demek? Bir abam var atarım, nerde olsa yatarım”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.227)]

“Galiba her zaferin başında böyle yalınayaklar, bitten harap olmuş deriler, aç mideler ve kocaman, hayasız yalanlar var.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.382)]

“-Buyur.
-Evin var mı?
-Ne evi?
-Bayağı…Başını sokacak bir ev…
-Çocuk musun Mahir Efendi? Bu anda galiba vatanım bile yok…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.396)]

“İnsanların neye boğuştuklarını anlamaktan ziyade nasıl olup da senelerce boğuşturulduklarına akıl erdirmek müşküldü.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.214)]


AŞK



“Oysa belki de aşkla beraber gelen değişim tek kurtarıcımız olacak hayatta.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s32)]

“Aşık olmak sevgilinin isimlerini kendine mal etmektir, aşkın bitmesi ise isimlerin iadesi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s32)]

“Aşk değil, hatta AŞK bile değil AŞK!”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s277)]

“Aşkı ilan etmenin aşk öznesi üzerindeki etkisi.”
“Aşkı ilan etmenin aşkın tanıkları üzerindeki etkisi.”
“Aşkı ilan etmenin aşk nesnesi üzerindeki etkisi.”
“Aşkı ilan etmenin özne Ömer Özsipahioğlu üzerindeki etkisi.”
“Aşkı ilan etmenin nesne Gail üzerindeki etkisi.”
“Aşkı ilan etmenin tanıklar Abed ve Piyu üzerindeki etkisi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s281)]

“Her aşk ilanı bir bencillik bildirgesi değil midir?”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s290)]

“Aşk da beklentiler ve inançlarla ilgili. İnsan kendisi için hala kurtuluş ümidi olduğuna ve günün birinde özel birinin bunu mümkün kılacağına inanıyor.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s297)]

“Velhasıl aşkın kör olduğu zannı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s301)]

“Son sürat semanın yedinci katına kanat çırpmakla meşguldüler.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s301)]

“Tanımı gereği aşk, sezgisel, akıldışı bir şey, bir nevi katlanılır delilik olduğundan.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s305)]

“Arkadaki küçük oda senin gümüş kaşık odan olur” dedi Ömer, herkes onları kutuların arasında bırakıp gittikten sonra. “Sana binlerce gümüş kaşık alırız.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s336)]

“Bulurum. Olmazsa şık lokantalardan çalarım. Senin ebedi kaşık sağlayıcın olurum.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s336)]

“’Evet!’ diye cevap verdiği zaman sesi, koynunun en özünden kopup gelen bir ilanı aşkın vahşi denilecek kadar samimi ateşini taşıyordu. Sanki iki gencin gözleri dudakları idi; bakışlarıyla dudak dudağa geliyorlardı.”

[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.35)]

“Genç bir ağaçtan birkaç kere çift çift kirazlar kopartıp, bir tekini Ali’ye ikram ettikten ve bir tekini kendisi yedikten sonra, ağaçta kalan bir tek kirazı kız ağzına attı ve hemen; “A, ne fena ettim, sana kiraz kalmadı. Bu ağzımdaki kirazın yarısı senin, yarısı da benim. Şimdi senin olan yarım kirazı sana vereceğim! Isır!” dedi ve ağzındaki kirazı dudaklarının ucuna getirerek Ali’nin dudaklarına doğru uzattı.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.198)]

“O anda yeryüzünün o kuş uçmaz kervan geçmez ücra yerinin bütün yıldızları, dağları, ormanları, akarsuları, çimenleri ve gecenin bin bir çeşit böcekleri o kızı o erkeğe, o erkeği de o kıza çeken, iten, kışkırtan seslerle dolup taşıyordu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.209)]

“Çünkü demincek ilk çekingenlik ve korkuları geçtikten sonra iki genç birbirini, birbirine öyle mükellef bir ziyafet olarak çekmişlerdi ki; onun sevinci kızın gönlünde dinmeyen bir müzik gibi süzülüyordu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.212)]

“İşte tam o sırada kız, gözlerini aşağıya eğdi. İkisi de bakış bakışa geldiler ve ikisinin de gözbebekleri ötekininkine tutuştu. Uluç Ali, çift cehennemler gibi yanıp yalvaran ve yakan gözleri gördü. Sanki kız, gökten yıldızları topluyordu ve o dakikada avuçlarını açıp Ali’ye uzatıyor ve hepsini de ona veriyordu. Kızın ise o dakika gözlerinde cennet ve yüreğinde cehennem yanıyordu. Kasıklarında bir eriyiş ve çözülüş vardı. Yüreği, göğsünde varyoz gibi çarpıyor, başı sevinçler içinde fırıl fırıl dönüyor, tepeden tırnağa titriyordu. İki genç birbirine dudaktan bir şey söylemediler. Zaten söylemeye ne gerek vardı? Bakışları, her şeyi, sözden çok daha açık anlatmıştı. Kızın ilk önce benzi atmış, gözleri mor harelenip çukurlaşmış, sonra yüzü renkle harlamıştı.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.259-260)]

“Uluç Ali, sanki havayı ve bulutları adımlıyordu, sevincinden göklere uçuyordu, ne tarafa yürüdüğünü umursamıyordu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.263)]

“Gözleri Hatçe’nin gözleriyle ilk buluştuğu anda, gönlü doğunun daha da doğusundaki bir enginden sanki dev bir şafak söküyormuş gibi büyük bir musikiyle titreyip vıngıldamıştı.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.265)]

“En ateşli şair, yirmi bin mısrada bile Hatçe’nin yüz öpücükte anlattığını anlatamazdı.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.281)]

“Ali, bir kadın yüreğinin icabında –ve bazı kadınlarda- ne derinliğe varabileceğini anladı. Bu, öyle bir sevgi idi ki gövdede bitmiyor, ruhuna derinliyordu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.283)]

“Kızın gözleri çil çil parlıyordu, bakış bakış değil, bir çağırıştı; kızın gözlerinde Ali’nin tatmak istediği bir tatlılık vardı; kız bakışını ve tatlılığını gözleriyle Ali’ye, ‘Al’ Al! Bu senindir! Hep seninim!’ diye haykırarak veriyordu.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.348)]

“Kendisinin Uluç Ali tarafından zevceliğe istendiğini duyar duymaz, kızın gözleri ve yüzü, yüreğinde çarpan sevinçle ışıklandı.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.473)]

‘’Aşk denilen şey, çocuk yapmakla sonuçlanması gereken bir kandırmaca mı gerçekten?’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011,(s.19)]

‘’Aşkın bir de dayanışma, birbirini anlama, koruma, şefkat, kader birliği etme gibi boyutları var.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011,(s.486)]

‘’Birbirini her an bırakmaya hazır gençlerin ağzından “Aşkım” hitabı düşmüyor. Bütün bunlar aşkın artık eski anlamının kalmadığını, hatta anlamsızlaştığını gösteriyor. ‘’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011,(s.487)]

Yaşar’ın Gülnare’ye aşkı: ‘’Ama onu gördüm mü, uçmak istiyorum yerden yukarlara. Kanatlarım yok diye hayıflanıyorum.’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.12)]

‘’Polatlı yollarında

Helkeler kollarında
Allah canımı alsın
O yârin kollarında’’
[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.95)]

“İşte o zaman da yüreğimin paldır küldür çarpmaya başlamadığını söylesem düpedüz yalan olur. Avuç içlerimden ter de boşandı. Doğrudan doğruya kimyasal bir tepkiydi benimkisi.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.53)]

“Dirseğimi tuttuğunda, yanlışlıkla eli elime değdiğinde, “Beni anlıyorsun,” derken gözleri parladığında, arada gülüverdiğinde yüreğim hopluyordu.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.56)]

“Belki de ona tutulmaya başlamıştım artık; onu beğenmek, olduğundan üstün görmek gereksinmesini duymaya başlamıştım bile.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.62)]

“… içim dışımı Beyhan’a bulamıştı.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.70)]

“Onu uzaktan gördüğüm zaman bile kavuşurdum sanki istediklerime. Her gördüğümde yüreğim çarpardı işte.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.92)]

“Gene bir gün yazarken yazarken, sıradan bir olayı anlatadururken “Özer’i seviyorum” diye yazdım. Kalem kendiliğinden yazmıştı sanki. Bir an kağıda bakakaldım. Sonra birden, bu kez büyük bir hızla yeniden yazmaya koyuldum.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.136)]

“Yalnızca yüreğimin göğsümden fırlayıp, gövdemden ayrılıp çok yüksek bir yerlerde çarpmaya koyulduğunu, benim de yüreğime ulaşmak için, onu yeniden yakalayıp yerli yerine koymak için olacak durmadan yükseklere, daha yükseklere uçtuğumu….”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.140)]

“O anda Nastasya Filippovna da bir mağazadan çıkmış, arabasına biniyordu. Şurama bir ateş düştü sanki.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.11)]

“Ve belki de hüzünlü son günümde, bir veda gülümsemesiyle ışıldar aşk.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları-(s.712)]


“Ahtapot durumunda sarmaş dolaştılar.”
[AAKA-686: Aziz Nesin-Gol Kralı, Nesin Yayınevi-Mart 2010, (s.274)]


“Aşkta sadık olanlar aşkın yalnızca uçarı yönlerini bilirler; aşkın trajedilerini bilenlerse vefasızdırlar.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s25)]

“Aşk bile salt fizyolojik bir sorundur. Bizim öz irademizle hiç ilişiği yoktur. Gençler sadık kalmak isterler; kalamazlar; yaşlılar sadakatsizlik etmek isterler, edemezler. Söylenecek söz bundan ibaret.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s44)]

“Sevgili yavrum, ömürlerinde tek bir kez sevenlerdir asıl sığ olanlar.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s68)]

“İnsan aşık olduğu zaman hep kendi kendini aldatmakla işe başlar, başkalarını aldatmakla sona erdirir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s71)]

“Onu görebilmek için acıkıyorum sanki. Hele o fildişi bedende gizli olan harikulade ruhu düşündükçe sanki huşu duyuyorum.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s73)]

“Tutkusunun zindanı içinde özgürdü. Kendi masal şehzadesi, Tatlı Prens şimdi yanı başındaydı. Sibyl, prensini yanı başında canlandırsın diye belleğe başvurmuştu. Bellek de prensi alıp ona getirmişti. Prensin öpüşü genç kızın dudaklarını yakıyordu gene. Soluğu kızın göz kapaklarının üstünde sıcacıktı.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s81)]

“Gönlündeki aşk dudaklarında kahkaha olup titreşiyordu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s86)]

“Aşık olmak demek insanın kendi kendini aşması demek.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s89)]

“Sonra sen geldin, benim güzel sevgilim… Ruhumu zindanından kurtardın sen.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s111)]


“Galiba, sahici büyük aşklar, sonuna kadar güvenmekten ileri geliyorlar.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.109)]

“Akordeon, tuhaf bir güzelliği olan uzun burunlu Abaza kızının yüreğindekileri, bir parça nazlı, biraz şımarık, birçok da işveli sesiyle hikaye ediyordu.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.351)]

“Sonra onlar daha avludan çıkmadan bir koşu, akordeonu aldı. Bu artık gece delikanlıları oynatan, neşeli çalgı değildi. Körüklerinin içi, sanki ağzına kadar keder ve hasret ve korkuyla doldurulmuştu. Iptidai insanın doludizgin hisleriyle ağlıyordu. Mahir Efendi, yolun dönemecinde arkasına bakıp kızı son defa gördü. Kapıya dayanmıştı. Hiç kimseden utanmaksızın aşkını ilan ediyordu. Zaten bu hali ayıplamak da mümkün değildi.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.352)]


“Aşk öncesi heyecanın doğal parlaklığıyla öyle güzelleşmiştim ki, hiçbir kozmetik bir kadını böyle albenili kılamaz!” (s.89)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Gülümseyişlerimiz havada buluştu, nedense biraz utangaç asılı kaldılar bir süre. Tuhaf bir titreşim oluştu onların asılı kaldığı yerde. Yayıldı, bana ulaştığında, içim ürperdi.” (s.42)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Aşk öncesi heyecanın doğal parlaklığıyla öyle güzelleşmiştim ki, hiçbir kozmetik bir kadını böyle albenili kılamaz!” (s.89)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Aşkın asıl tanımı, hayranlıktır. Ve birbirinden farklı yüzlerce hayranlık çeşidi vardır.” (s.96)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Sevginin aşka yükseldiği yerde, sözcükler albenisini yitirir bazen.” (s.102)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Beynimin yarattığı derin coşku, yanaklarımı pembeye, gözlerimi aşka boyamıştı. Uçuyordum.” (s.103)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Çünkü, aşk bütün zamanların en güçlü vatanıdır.” (s.109)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Sarıldım ona. Ne güzel kokuyordu aşk!” (s.115)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Çok güzel olduğumu hissederek, çok güzel gülümsedim. Aşk çok güzelleştirir!” (s.118)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Sırılsıklam aşık bir genç kadın gülünce, kikir kikir bir ses çıkar, öyle oldu; kikirdedim.” (s.128)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Kuşkusuz aşk, aşk kuşkusuz! Odur saran yüreği coşku
Her bakışta yaratılan o yaman duygu
Ruhun sıyrılıp karanlıktan
Sevgilinin göklerine yükselişi
Yasemin dallarından kayarak yüreğin en genç saatlerinde titreyişi
Ve ölümden zerre kadar sakınmayışı!
Aşk, kuşkusuz aşktır o!
Soluklanarak düş gücünün doruklarında
İçilen yaşam suyu
Ölümsüzlüğün zehirli fısıltılarında
Ve sevgilinin öptüğü aslında
Kuşkusuz aşk, aşktır kuşkusuz
Ancak yüreği öpülürse,
Öpülürse yüreği duyulur sesi
Ruhun gizli sularında
Sessizce uyuyan derinde
Aşk, kuşkusuz aşktır o!
Çıplak bir iltifatın en latif
Kıvrımlarında
Harikulade, saf ve zarif
Bana soracak olursanız tuhaf ve naif
En olmazın oluru, kıyametin neşesi
Aşk, aşktır o, tanırsınız eninde sonunda…” (s.130-131)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Biz birbirimizin yüreklerini öptük.
Ancak yüreği öpülürse,
Öpülürse yüreği duyulur sesi
Ruhunun gizli sularında
Sessizce uyuyan derinde…” (s.135)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Aşk, en tehlikeli inançtır. Aşk çok cesur olmayı gerektirir ve cesareti daima sınar, hep zorlar! Bu yüzden herkes aşık olamaz ve tehlikeye duyulan ilgi, gençlik yıllarında daha yoğundur.” (s.148)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Ve henüz aşkın en erken saatinde, en tutkulu ve bütün öbürlerinden en farklısı olduğu sanısındayken…” (s.150)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]
“Aşk ayrılığının acısını yaşayanlar, bilirler. Öldürmez ama müthiş üzer, bitap düşürür ve nöbetler halinde vurur. Tek tedavisi ‘vuslat’tır. ‘Vuslat’ın başka hiçbir dilde tam karşılığı yoktur. ‘Vuslat’ en büyük ve en güzel kavuşmadır!” (s.154)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]
“Çünkü bir sevgiliye kavuşmaktan daha güzel olan tek şey, sevgiliye kavuşmayı düşlemektir! Düşledim, düşledim, düşledim…” (s.188)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Sımsıkı sarıldık birbirimize ve yeni evimin çiçekli yeni çarşaflarına aşk bulaştırdık.” (s.195)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Ama en çok aşkı korumak gerekir Afife. Korunmayan aşk bozuluyor, çürüyor ve çabucak yok oluyor.” (s.204)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]


 “Kıza duyduğu arzunun kendisini hissizleştirip donuklaştıran ve canını acıtan bir huzursuzluğa bürünüp aklını karıştırdığının farkına varmak”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s18)]

“Bir kadının yüzüne bakıp sarhoş olacağımı hiç sanmazdım.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s33)]

“Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.” [AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s37)]

“Ruth tek bir hecenin bu kadar güzel olabileceğini hiç aklına getirmemişti şimdiye dek.” [AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s41)]

“Bu ismi her mırıldanışında kızın yüzü karşısında parlıyor, karşısındaki pis duvarı altın ışıltısına boğuyordu. Işıltı duvarda kalmıyor, sonsuzluğa yayılıyor ve Martin Eden’in ruhu, o ışıltılı derinliklerde kızın ruhunu arıyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s41)]

“Çıkıntılı alnının üzerinden dağınık duran kahverengi, fındık kabuğu rengi dağınık saçlarında kadınların çok hoşuna giden, okşamak için ellerini karıncalandıran, içinden geçirmek için parmaklarını tatlı tatlı ürperten bukleler vardı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s42)]

“Onu aşkla, daha yüce ve ebedi bir hayatın anlık görüntüsüyle ateşleyen Ruth vardı; beynini kemiren binlerce kurtçukla ihtiraslarını hararetlendiren kitaplar vardı;”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s58)]

“Kapıda onu bizzat karşılayan Ruth’un kadın gözü, ütülü pantolonuyla, zor tanımlanan ama hemen hissedilen değişiklikleri fark etti.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s69)]

“Martin de tokalaşırken kızın elini avucunda hissedince mutluluk içinde yüzdüğünü duyumsadı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s69)]

“Martin’in boynu geçen seferki gibi onu büyülemeye devam ediyor ve elleriyle o boynu tutma düşüncesi, içine bir hoşluk veriyordu Ruth’un. Hala bunun ahlaksızca bir güdü olduğunu düşünüyordu, kendini bu şekilde dışa vurabileceğini hiç hayal etmemişti.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s70)]

“Ruth’un söylediği kelimeleri telaffuz ettikçe kımıldaşıp oynayan o dudakların hareketini izlemek, ona müthiş zevk veriyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s71)]

“Ruth’a bakarken gözlerinde parlayan ışığın, içlerinde aşkın ihtirası bulunan bütün erkeklerin gözlerinde de aynı şekilde parladığının farkında değildi.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s71)]

“Hiçbir kadında onunki gibi bir sese rastlamamıştı. O sesin en ufak bir çınlaması aşkını canlandırıyor, dillendirdiği her bir kelime Martin’i heyecanlandırıp kalbinin zonk zonk atmasına neden oluyordu. Ona bunu yapan, sesin kalitesi, sakinliği ve müzikalitesiydi; kültürün ve zarif bir ruhun yumuşak, zengin, tarif edilemez ürünüydü o ses.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s78)]

“Aşkın volkanik patlamalarını, yakan ateşini, kavrulmuş küllerden oluşan kıraç döküntüsünü hiç canlandırmamıştı gözünde.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s80)]

“Martin’in farkına vardığı kozmik duygunun, dünyanın dört bir yanında kadınları ve erkekleri eşit bir güçle birbirine çeken, çiftleşme mevsiminde erkek geyikleri birbiriyle ölümüne kavga ettiren, elementleri bile karşı konulmaz biçimde birleşmeye yönelten şey, en kozmik şey, aşk olduğunu bilecek tecrübesi yoktu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s80)]

“Her zamanki gibi Martin’den fışkıran sağlık onu yine çarptı; adeta bedenine giriyor, akkor gibi damarlarında dolaşıyor, kuvvetinin etkisiyle kızı tir tir titretiyordu. Martin de Ruth’un elini tutup mavi gözlerine bakarken kıpkırmızı oldu,”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s94)]

“Tek bir gönül ilişkisi bile yaşamadan durgun geçen yirmi dört yıl sonucunda, kendi duygularını hemen algılama becerisiyle donatılmaktan uzak kalmış ve gerçek aşkın sıcaklığını asla tatmamış biri olarak gitgide hararetlendiğinin de farkında değildi.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s106)]

“Sesini duyduğunda ona duyduğu aşk yumruk gibi çarptı suratına. Ne sesti o!”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s117)]

“Gerçek aşkı tadan bütün aşıkların hissettiği asil fedakarlık hissi, tam o anda, telefonun başında, yakıp kavuran odla görkemli nurun iç içe geçtiği bir kasırga biçiminde üzerine inmişti; fark etti ki onun uğruna ölme duygusunu iyi yaşaması ve çok sevmesi lazımdı. Henüz yirmi bir yaşındaydı ve daha önce hiç aşık olmamıştı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s118)]

“Bu temasla birlikte içine doyumsuz heyecanlar doldu ve birkaç hoş dakika boyunca maddi dünyayı terk ederek Ruth’la beraber havalarda uçtu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s120)]

“Aşkın akılla alakası yoktu. İnsanın aşık olduğu kadının mantıklı düşünüp düşünmemesi önemli değildi. Aşk, aklın üzerindeydi.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s132)]

“Sadece görüştüklerinde selamlaşırken ve ayrıldıklarında vedalaşırken değil, bisiklet sürerken, tepelere götürecekleri şiir kitaplarını şeritlerle bağlarken, yan yana oturup bütün dikkatleriyle o kitapları okurken, ellerinin birbirine değmesi için fırsatlar oluyordu hep.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s195)]

“Aniden oldu. Son derece yavaş konuşuyordu; gözleri sıcacıktı, heyecanla doluydu, eriyordu, yanakları hafifçe kızarmış ve öyle kalmıştı. Biraz öncesine kadar… sen bana sarılana kadar bilmiyordum. Seninle evlenmeyi asla düşünmedim, Martin, biraz öncesine kadar. Ne yaptın da aşık ettin beni kendine?”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s207)]

“Aşkı dünyanın en iyi şeyi olarak görüyordu. İçindeki devrimi başlatan, yontulmamış bir denizciyken onu bir öğrenci ve sanatçı haline getiren, dolayısıyla da öğrenim, sanat ve aşk üçlüsü arasında diğer ikisine üstün gelen en büyük ve en güzel şey, aşktı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s221)]

“Aşka tapıyordu. Akıl vadisinin ötesindeki dağların zirveleriydi aşkın memleketi. Varoluşunun yüce bir hali, yaşamın zirvesiydi ve çok ender bulunurdu.”
 [AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s222)]

“Hayatta her şey kötüye gidebilir, aşk hariç. Yeter ki bitkin düşen, bocalayıp tökezleyen zayıf iradeli biri olmasın, aşk hiçbir zaman yolunu şaşırmaz.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s315)]

“Kelimelerle ifade edilmiş tüm savları aşan, sözcüklere dökülmemiş bir iddia okudu Ruth’un gözlerinde. O gözlerde aşkı gördü ve bütün tereddütlerin uçup gitmiş olduğunu anladı. Kendi gözleri de aşk doluydu. Aşkta sual olmazdı. Tutkudan onun anladığı buydu.”

[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s371)]

ATASÖZLERİ TANIMI



“Ama atasözleri safi bilgeliktir. Saf ve sarih.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s327)]
“Atasözleri ferasetlidir.”


[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s327)]


ATATÜRK

“Muharebe Enver Paşa tarafından kazanılmış olsaydı, Mustafa Kemal ismini memleket belki hiç duymayacaktı.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.256)]

“Anafartalar’da sarı yağız, gök gözlü, zayıf bir adam! Fazladan asabi… Gözünü budaktan sakınmaz bir delifişek…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.257)]

“Mustafa Kemal Paşa, Hacıbayram Camii’ne, bir sürü hocanın, şeyhin, dervişin arasında geldi. Sırtında siyah bir ceket, bacağında çizgili siyah pantolon vardı. Gene Anafartalar’daki sarı yağız, zayıf adam. İlk bakışta, Mahir Efendi’nin gözü bu paşayı gene pek tutmadı…. Mustafa Kemal Paşa’nın, sapsarı incecik ensesini uzaktan görüyordu.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.361)]

“Mustafa Kemal Paşa, yüzüne bir şey söylenmediği halde, arkasından “Acaba!” denilen bir adam…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.413)]

“Mustafa Kemal Paşa kadar taarruzdan hoşlanan asker yoktur. Ne hazin talih! Her zaman müdafada kalmaya mecbur oluyor.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.421)]

“Askerler aldıkları terbiye iktizası, siyaseti ekseriya yüzlerine gözlerine bulaştırırlar. Fakat Gazi bu cinsten değil… Ama, küçük rütbeli zabitken de disiplini arkadaşları gibi anlamazmış. Onda, sivil ihtilalci tarafı, üniformalı kumandan tarafından fazla… Daha doğrusu bu iki meziyetten de istifade etmesini biliyor. Anlatamadım. Bu iki meziyet zaman zaman birbirine mütekabilen tesir ediyor. Bir büyük ve kati neticeli meydan muharebesi idare etmek ve bunu kazanmak, bir Millet Meclisi’ni, birkaç düzine valiyi ve silahsız halk kitlelerini istediği hedefe götürmek hususunda insana elbette birçok tecrübeler ve kolaylıklar verir. Kumandan, muharebeye tutuştuğu anda, insan hayatını, kanı görünce başı dönen bir sivil politikacı gibi hesaplanamaz. Bu alışkanlığı, inkılaplara tatbik ettiğini düşün… Ama, bütün muvaffakiyet, devri iyi kontrol etmeye bağlı. Bir gün gelir, ihtiyar bir politika kurdunun yumuşak sinirleri, insanı çileden çıkaran müsamahası lazım olur. Bu herhalde, “Kafalar kesilecektir” demekten daha zordur. Tarihte asker ihtilalcilerin yüzde doksan beşinin kaybetmesi işte bundan… Mustafa Kemal Paşa, pek hoşuma gidiyor. Kafa kesmekten ciddiyetle bahsettikten sonra müzakere edilen mevzuda, uzun izahat vermesi, bilhassa Hoca Mustafa Efendi’ye: ”Biz meseleyi bir başka noktai nazardan mütalaa ediyorduk. Artık tenevvür ettik” dedirtmesi şaheser… Uzun izahat vermeyebilirdi de… Yumruğunu masaya, ayağını döşemeye vurur, kararı yazdırtırdı. Hayır! Yapmadı.
-Ne fark var?
-Çok büyük bir fark… Karşısındakilere, yaşama imkanı bırakıyor. Şereflerini, haricen de olsa kurtarma imkanı…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.515)]

“Ama bütün bunların faydasını, bir zümreye mal etmek var, doğrudan doğruya fakir halk kitlelerine vermek var. Asıl büyük meydan muharebesini Mustafa Kemal Paşa o yol ayrımında verecek.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.516)]

“En zor yerine geldi. Karşıda belli başlı bir düşman olursa, insan ona karşı ister istemez sağlam durur. Artık karşısında cephe yok. Şimdiden sonra çete harbine başlayacak… İnsanları, tek tek, aile aile, mahalle mahalle, köy köy, kasaba kasaba fethetmek lazım.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.531)]

“Mustafa Kemal Paşa bütün bir düşman dünyasına karşı bir başına kalacak.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.532)]

[B]


BAKKAL

‘’Memleketin bir numaralı adres danışma merkezleri olan ve her sokakta mutlaka bir tane bulunan bakkaladanışmaktan başka çarem kalmamıştı artık.’’
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011,(s.334)]

BAKMAK


“Bakışları pek çok sözden daha önemlidir. Her bakışın bir anlamı, anlamların sözden derin, eylemden geniş etkileri vardır. Bazı bakışlar öyle gönendirir, öyle mutlandırır ki, her şeyin eskidiği ve unutulduğu bir sayfada yalnızca o bakışın sevinci anımsanır. Kimi bakışlarsa çok sivri köşelidir, batar, incitir, kanatır, yarası iyileşse de acısı unutulmaz.” (s.77)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

BASIN


“Sayfa editörü böyle uygun görmüş!” dedi. “Ben küçük bir muhabirim. İstedikleri haberi getiririm, nasıl yayımlayacaklarını onlar karar verirler.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.371)]

“Burası öyle bir ülke ki, en büyük skandallar bile bir haftada unutulup gidiyor. Emin ol, kimse hatırlamayacak bile.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.372)]

‘’Basın ne güçlü bir şeydi Tanrım. İnsanı ipe de götürürdü, cennete de.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.385)]

“Basın bir futbolcuyla ilgilenmeye başladı mı, isterse onu yıldız yapar, isterse bir yıldız oyuncuyu da madara ederdi.”
[AAKA-686: Aziz Nesin-Gol Kralı, Nesin Yayınevi-Mart 2010, (s.230)]

BİLGİ


‘’Bilgi ne garip bir şeydi. Şişede hapsedilmiş bir cin gibi yıllarca duruyor, senin gelip kapağını açacağın günü bekliyordu.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.385)] )

BOĞAZİÇİ


‘’İstanbul kar altında tam bir masal şehrine dönerdi. Camiler, kiliseler, sinagoglar, Boğaz köprüleri beyaza bürünür, hava hafif bir sisle dalgalanırdı. Böyle havalarda Boğaz’ın mavi suları camgöbeği yeşile dönüşürdü. Şimdi de şehir hızla beyaz giysisini giyiyordu. Babaannemi hatırladım yine. Kar Anadolu’nun yorganıydı ama İstanbul’un da beyaz masal peleriniydi.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.346)]


BORÇLANMAK

“’Borç’ müstesna… Borçlu adam haysiyetsiz oluyor kardeşim.”


[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.391)]


BURDUR GÖLÜ

“Bir tepeyi kıvrılınca Burdur gölü, toprakta unutulmuş büyük bir ayna gibi göründü.” [AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.173)]


BÜROKRATLAR

“Öyle ama, yüksek rütbeliler konuşurken biraz ürküyorsunuz.”
[AAKA-919: Nikolay Vasilyeviç Gogol-Müfettiş,T.İş Bankası Yayınları-2009,(s.50)]

[C/Ç]

CANI SIKILMAK


“Can sıkılması, kaybedilmiş bir şeyin hasretinden ibaret olsa gerekti.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.36)]

CENNET



“Yani cennette kendime küçük güzel bir yer kapatıp, yukarıdan sana el sallayabilmek için debelenen eski moda, bağnaz bir herif olduğumu düşünüyorsan yüksek sesle söyleyebilirsin.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s20)]

“Çocukken annesiyle birlikte oynadıkları bir oyundu bu. Eskiden cennette Tanrı kendine alfabe çorbası pişirmiş ve bunu devasa bir kaseye koyup mutfak penceresinin yanında soğumaya bırakmıştı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s47)]

“Cennet Kasesi’nde kalsalar oluşturabilecekleri kelimelere yerleştirilmek, eski manalarına kavuşabilmek istiyorlardı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s48)]

“Elinin altındaki harfleri Cennet Kasesi’ne boca etti ve harfler yeniden çığırından çıkana kadar çorbayı karıştırdı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s83)]

“Cennetin dokuzuncu katında bir nevi göksel karışıklık, hatta neredeyse adam kayırma cereyan etmekteydi de kendisi bunca zamandır utanmadan bundan sebeplenmekteydi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s156)]

“Kuran-ı Kerim’e göre kitabı sağ eline verilen Cennet’te yüksek bir bahçe, meyveler ve nimetler arasında saadet yaşayacak.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s324)]

CEHENNEM



“Gerçi saçları cehennem gibi kırmızı ve ancak çile çıkaran bir dervişinki kadar kısa, kollarındaki çiller de Süleyman Peygamber’in ordusundaki kuşlar ile balıkların sayısını aratmayacak kadar çok olsa da hoş birine benziyordu.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s209)]

“Yani cennet aslında cehennemdir.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s246)]

“Cehennem ateşinde yanacak.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s324)]

“Bu cehennemi tarrakayı önüne katıp götürmek istermiş gibi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s362)]


CEZA EVİ


“Sonra insanın cezaevinde bile kocaman bir yaşam bulabileceğini düşünüyordum.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.71)]

CEZAYİR



“Cezayir dünyada beyaz olarak –ister kar, ister deniz köpüğü- hepsinden de beyazdı.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.156)]

CHAGALL


“Öfkesini ifade ederken seçtiği sözcükler baharatlı bir koku bırakıyordu havada. Acısı bol…” (s.82)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]
“Parfüm seçmek için zaman harcadığımı itiraf etmeliyim. Aslında ciddiye alınan parfümün gizemli adından çok, kokunun kişiliğidir. Çünkü kokuların pek çok durumda görsellikten daha önemli olan dokunma ve hayal gücü duyularıyla doğrudan ilişkisi olduğu öğretilmişti bana.” (s.89)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]
“Latince anlamı ‘tamamen uçucu’ olan ‘per fumum’ dan,” (s.89)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Bir kokunun yaratacağı çağrışımlarla, o sırada yaşanan ruh durumunun uyuşması gereğini öğretmişti annem bana. Parfüm seçme sanatının en önemli koşulu buydu. Parfümleri gerçekten anlayan kişinin kendini çok iyi tanıması, değişen ruh durumlarına uyum sağlayacak birkaç kokuyu her olasılığa karşı- yanında bulundurması gerekiyordu. Bir de kokuların göndermelerini iyi duyumsamak, bu yetiyi geliştirmek şarttı.” (s.90)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Bu; karmaşa ve coşku gibi birbirine ters iki durumun bir arada yaşanışındaki baharatlı, tehlikeli bir kokuya karışan heyecan verici bir çiçek özünün tatlı baygınlığıydı.” (s.91)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Parfümümü de giyindikten sonra geceye katılmaya hazırdım.” (s.91)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Kokusunu duydum o sırada, tanımadığım, hafif, taze, yüksek dağlardaki yanıl yeşillikleri çağrıştıran, genç bir koku.” (s.98)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Kederin asitli kokusunu duydum.” (s.207)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

CİNSELLİK



“İnsanın daima özlemini duyduğu o muhteşem, düzenli cinsel hayata kavuştuğu halde eski tempoda mastürbasyon yapmaya devam etmekten duyduğu suçluluğa benzer. Doğrusunu söylemek gerekirse daima özlemini duyduğu o muhteşem, düzenli cinsel hayata kavuştuğu halde eski tempoda mastürbasyon yapmaya devam ediyordu, ama bundan suçluluk duyduğu olmamıştı şimdiye değin.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s31)]

“Sonra ellerini usulca göğsünde, ne kadar uykulu olduğunu tartmak istercesine penisinde gezdirdi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s38)]

“Connie onun memelerini öpmekte, yalamakta, emmekte ve ısırmakta, tek gram fazla yağı olmayan vücuduna hayran kalmaktadır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s118)]

“Bugün kocaman, siyah, yaldızlı gözlerinde flört parıltısı fark ettiği için ayrıca mest olmuştu.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s161)]

“Gerçi dükkanda bir tepsi halka çikolatayı almak için eğildiğinde memelerine bakmamış değildi, onu öpmenin nasıl olacağını hiç düşünmemiş değildi, onunla yatmayı istemiyor değildi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s241)]

“Bir kadın bir erkeğe aşıksa ona kapının deliğinden bile verir” derler.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s328)]

“Ömer’i kendisine çekip şefkatle öptü, şefkat arzuya, arzu tutkuya dönüştü.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s337)]

“Hem biliyor musun, öpüşürken kalınlaşıyor dudakların.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.66)]

“Beni benimle paylaşır mısın bu gece?”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.82)]

“İnsan cinselliğine söz geçiremiyor; cinselliği ise belirli süreler için de olsa, kişinin her şeyine geçirebiliyor, kesinlikle anladım bunu.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.75)]

ÇALIŞMAK


“Sabahleyin erkenden kalkıyorlar, çünkü yapacak pek çok işleri var; akşamleyin de erkenden yatıyorlar, çünkü düşünecek hiçbir şeyleri yok.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s218)]

ÇEVİRMENLİK



Zira her çevirmen ister basit ister külliyatlı bir metni çeviriyor olsun, şöyle ya da böyle bir hırsızlığın suç ortağıdır. Tıpkı kervanlarla bir yerden bir yere taşınan kıymetli mallar gibi kelimeler de yolda yağmalanırlar, tepeden tırnağa karalara bürünmüş sinematografik haydutlar tarafından değil, yazar, şair, yayıncı ve özellikle çevirmen kılığına girmiş kültürlü şahıslar tarafından.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s209)]

ÇOCUKLAR


“Her şey anlatılabilir çocuklara, her şey… Büyüklerin çocukları hiç tanımamaları her zaman şaşırtmıştır beni.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.82)]

“Çocuklar insanın ruhunu hafifletir.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.83)]

“Büyükler hiçbir şeyi asla kendi başlarına anlayamıyorlar; onlara her şeyi açıklayıp durmaksa, çocuklar için gerçekten çok yorucu…”

[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.10)]

“Yalnızca çocuklar ne aradıklarını biliyorlar,” dedi Küçük Prens. “Bezden bir bebekle saatler geçirebilirler, her şeyleri o bebektir sanki; biri onu ellerinden almaya kalkarsa da hemen ağlayıverirler…”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.75)]


“-Cuma günü Ayşe kardeşine ne götüreceksin?
Murat bir an düşündü. Sonra hayatında yapabileceği en büyük fedakarlıktan birisini teklif etti.
-Bir tane Nat Pinketron hikayesi götürürüm.”


[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.545)]


[D]



DAHİLER


“Mucitlere, dâhilere kendi alanlarında çalışmalarının başlangıcında (çoğu zaman sonunda da) toplum içinde aptal gözüyle bakılır. Son derece olağan, alışılmış bir durumdur bu.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s. 412)]

DEDİKODU



“Şu dünyada, dillerde gezmekten daha kötü bir şey varsa o da dillerde gezmemektir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s12)]

DEHA

“Güzellik de bir tür dehadır, hatta dehadan daha yücedir çünkü açıklama gerektirmez.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s35)]


“Olayların içine nüfuz eden yakıcı bir kavrayışa ve sezgiye, yani dehanın zapt edilemez alevine sahip olduğunu görmüştü; içinde ateş yanıyordu adamın.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s322)]

DENEYİM

“Deneyim denen şey etik yönden bir değer taşımıyordu. İnsanların hatalarına verdikleri bir addan ibaretti.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s78)]

DEVLET YÖNETİMİ

“İyi insanlar iktidara gelemez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.231)]

“Hiçbir iktidar masum değildir.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.315)]

‘’İnsan toplumları devlet otoritesi olmadan yaşayamaz.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.434)]

DİKTATÖRLÜK


“Kralların gözüne her şeyin ne kadar basit göründüğünü bilmiyordu ki. Tüm insanların onların uyruklarıydı krallar için.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.37)]

DÜNYA

“Dünya öyle sıradan bir gezegen değildir! Orada tam yüz on bir kral (tabii, zenci krallar da dahil), yedi bin coğrafyacı, dokuz yüz bin işadamı, yedi buçuk milyon ayyaş, üç yüz on bir milyon kendini beğenmiş adam, kısacası, yaklaşık iki milyar yetişkin bulunur.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.58)]

DÜŞMAN



“Kişi düşmanını seçerken ne denli dikkatli olsa azdır. Benim bir tane bile aptal düşmanım yoktur. Tüm düşmanlarımın zihinsel melekeleri güçlüdür, bu yüzden de benim değerimi bilirler.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s19,20)]



[E]

EDEBİYAT



“Yazın sanatı tutkularla ve zihinle doğrudan doğruya haşır neşirdir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s77)]

“Romanlarda kullanabiliriz bu duyguları. Ama zaten romanlarda kullandığımız şeyler gerçek yaşamda kullanmadığımız şeyler değil midir?”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s102)]

“Çok şık giyindiği zamanlarda da kötü bir Fransız romanının de luxe basımını andırıyor.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s220)]


EĞİTİM

“Mektep, insanı adam etmez. Adam olma yollarını gösterir… Marifet mektepten sonrasını başarmakta…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.407)]


ERGENLİK

“Etini gıcıklayan müphem bir şeyler hissetti ve ayıp olduğunu bildiğinden, gördüğünü evde söylemedi.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.170)]

ERNEST HEMINGWAY


‘’Hemingway de en hızlı devam edeceği noktada ara verirmiş yazmaya.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.102)]

EŞŞEK


“Kısa süre sonra anladım ki, eşekler son derece yararlı canlılardı, çalışkandırlar, güçlüdürler, sabırlıdırlar, pahalı değillerdir, dayanıklıdırlar.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,s.67)]

EŞİTLİK


‘’Asker durmuş kapıya, alay ederek baktı yüzüme. Güldüm. İçimden, “Ne alay edersin ay cahil oğlum! Soyunsan sırtındakini, ne farkın var benden?” dedim.’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.77)]

ETKİLEMEK



“İnsanın birini etkilemesi demek ona kendi ruhunu vermesi demektir de ondan.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s30)]

“Kişinin yarattığı her etki kişiye bir düşman kazandırır. Toplumda gözde olmak için orta karar olmak gerekir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s243)]

EVCİLLEŞTİRMEK


“Bir şeyi evcilleştirdin mi, sorumluluğu sana ait olur. Gülünden sorumlusun yani…”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.74)]

“Gülünü senin için bu kadar önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.74)]

EVLİLİK



“Başlangıçta evlenirlerse hayatlarının biteceğini kuruntu ederler, bir kere evlenince bu sefer de boşanırlarsa yaşayamayacaklarını zannederler.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s302)]

“Evlilik bağının yazılı olmayan kuralları, her kuşun kendi sürüsünden biriyle eşleşmesini şart koşuyordu.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s305)]

“Birkaç ay önceden dans kursuna yazılın. Bir konuk defteri alın ve bütün konukların içine yazmasını sağlayın. Aldığınız bütün hediyelerin ayrıntılı bir listesini yapın.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s306)]

“Kadınlar kendilerine en uygun erkekle evlenmezler.” Abed ağır ve ciddi bir edayla başını kaldırdı. “En uygun erkeğe aşık olur, sıradaki ikinci erkekle evlenirler.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s328)]

‘’Evliliğin bir yuva kurmak ve bir hayatı paylaşmak için özgürlükten vazgeçmek olduğunu biliyor muydun?’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.98)]


“Hiç evlenme, Dorian. Erkek, yorgun düştüğü için evlenir, kadın merak duyduğu için. İkisi de hayal kırıklığına uğrarlar.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s65)]

“Evlilikteki gerçek sakınca kişiyi evcil yapmasıdır. Evcil kişiler de renksiz olur. Bireysellikten yoksundurlar. Öte yandan evliliğin, tersine karmaşıklaştırdığı kişiler de vardır. Bu gibiler bencilliklerini korurlar da üstüne daha bir sürü başka benlikler eklerler. Birden çok yaşam sürmeye zorlanırlar. Daha iyi bir organizasyona kavuşurlar. Bana kalırsa bu, insanın varoluşunun amacıdır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s97)]

“Erkekler kadınlara evlenme teklif etmez. Evlilik teklifi her zaman kadından gelir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s100)]

“Bir kadının bir erkeği yola getirmesinin tek bir yolu vardır. Öyle canını sıkar ki, onu yaşamından tümüyle bezdirir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s127)]

“Kadınların yeniden evlenmeleri ilk kocalarından nefret ettikleri içindir. Erkeklerin yeniden evlenmeleriyse ilk karılarına tapındıkları içindir. Kadınlar şanslarını denemek uğruna yaparlar bunu, erkeklerse şanslarını yitirmek pahasına.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s222)]

“İnsanlar mutlu evlilik konusunda nasıl da saçmalarlar! dedi. “Bir erkek herhangi bir kadınla mutlu olabilir, yeter ki onu sevmesin.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s223)]

“İngiliz toplumu konuştuğu konuyu üç aydan önce değiştirirse ya da buna ek, fazlalık bir konuyu ele alırsa, bunun zihinsel stresine dayanamaz!”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s260)]


“Oğlum, evlenmek bal dolu bir kavanoza benzer. İçindeki sinekler dışarı çıkmak isterler, dışarıdaki sinekler içeri girmek… Anladın mı?”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.51)]

“Erkek kısmı kırk senede bir kere karı sözü dinleyecek. Ben de işte senin sözünü dinliyorum. Şu duvara yaz… Tam kırk sene sonra bir sözünü daha tutacağım…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.60)]

“Kadın kaç paralık şeydi ki evin iki direği mutlaka üstüne çevrilmeliydi!”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.62)]

“Eve yorgun argın, somurtkan döndüğü bir akşam, terliklerini, gecelik entarisini hazırlayıp kocasının ayaklarını yıkadıktan sonra…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.64)]

“Erkek her zaman haklıydı.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.101)]

“Çünkü kusurun erkekte olduğunu, kadın başkasına varıp çocuk dahi doğursa kabul etmek yoktur.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.103)]

“Galiba, sahici büyük aşklar, sonuna kadar güvenmekten ileri geliyorlar.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.109)]

“Burdurlular düğünlerde geline adeta işkence ediyorlardı. Kızcağız gözlerini kaldırıp etrafına bakmasın diye, üst gözkapaklarına altın pullar yapıştırılıyor, eğer ailede yoksa, ince kangalları, beşibirlik dizisi, taç kiralanıp biçare kız, “Perşenk” haline getiriliyordu. Bu yüklenmiş haline acımadanbir iskemle üzerine çıkarıp ayakta tutuyorlar, zorla ağlatmak için ne kadar acıklı mani, koşma varsa söylüyorlardı.” [AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.181)]

“Çerkezlerin her misafir için –daha doğrusu misafir vesilesiyle bizzat kendi kendileri için- derhal kuruverdikleri “Düğün”ün hiç değişmeyen malzemesi.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.347)]

“Evlenirse karısından fazla güzellik aramasın,
-Neden?
-Çok güzel kadınlar ekseriya, ahmak olurlar. Ahmak karıdan bir erkeğe hiçbir zarar gelmeyebilir ama, güzelliğiyle mağrur olmayan kadınlar, başka meziyetlerle bu noksanlarını kapatmak isteyeceklerinden işe yararlar. Daha iyi ana olurlar.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.391)]

“Dört karı alma müsaadesi, cariyelerini istifraş etmek… Bunlar hep o kızgın güneşin, baharlı yemeklerin marifeti değil de nedir?”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.346)]


[F]



FİKİR


“Kişi gerçek bir İngilize bir fikir yürüttüğü zaman… Ki zaten tehlikeli iştir ya… Fikrinin doğrumu yanlış mı olduğunu düşünmeyi aklından bile geçirmez. Önemli saydığı tek şey bu fikre kendinin inanıp inanmadığıdır. Şimdi, bir fikrin değeri ile bunu ileri süren kişinin içtenliği arasında hiçbir bağlantı yoktur. Doğrusunu istersen, büyük bir olasılıkla, kişi ne kadar içtenlikten uzaksa, ileri sürdüğü fikir de o oranda saf bir zihinsel değer taşıyacaktır, çünkü o kişinin ihtiyaçlarının, arzularının ve de önyargılarının rengini kapmamış olacaktır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s20,21)]

FUTBOL

“Futbol takımı bir saate benzer. Saatin çarklarından biri kendi başına hoplayıp zıplamaya başlarsa, o saat delirmiş demektir.”
[AAKA-686: Aziz Nesin-Gol Kralı, Nesin Yayınevi-Mart 2010, (s.288)]

FYODOR DOSTOYEVSKİ


‘’Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.55)]


[G]



GAZETE



“Okurlar, kendilerine muhafazakar muamelesi yapılmasını istemeyen muhafazakar insanlardır. Yazıştıkları kişinin değişmesinden hoşlanmazlar.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s79)]

GAZETECİLİK


“Sayfa editörü böyle uygun görmüş!” dedi. “Ben küçük bir muhabirim. İstedikleri haberi getiririm, nasıl yayımlayacaklarını onlar karar verirler.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.371)]

“Burası öyle bir ülke ki, en büyük skandallar bile bir haftada unutulup gidiyor. Emin ol, kimse hatırlamayacak bile.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.372)]

GEMİCİLİK


“Sonra gemi sahiplerini ve sigortacıları hatırladı; kaptanın iki efendisiydi bunlar, çıkarları kaptana tamamen zıt olan ve tek başlarına bile onu mahvedebilecek gücü olan efendiler.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s53)]

GENÇLİK


“Eski günlerinizde yaptığınız büyük bir hata anımsayabiliyor musunuz, düşes? diye sordu. Korkarım pek çok! Lord Henry, Öyleyse bunları yeniden yapın, diye ciddilikle yanıtladı. İnsanın gençliğini yeniden kazanabilmesi için çılgınlıklarını yinelemesi yeterlidir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s58)]

“Ne var ki gençlik hiç neden olmadan da gülümser. Onun en çekici yönlerinden biridir bu.” [AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s202)]

GERÇEK


“Hemen her gerçeğin kendine özgü değişmez yasaları varsa da, gerçek neredeyse her zaman inanılmaz ve gerçeğe ters gibi görünür. Öyle ki ne ölçüde gerçekse, bazen o derece gerçeğe ters izlenimi verir.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.477)]


“Gerçeğe giden yol çelişkiden geçer. Gerçeği sınamak istiyorsak ilkin cambazın ipi üstünde görmemiz gerekir. Doğruları ancak cambazlaştıkları zaman ölçüye vurabiliriz.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s56)]

GÖÇMEN KUŞLAR



“Göçmen kuşlar, kuş aleminin en tuhaf grubunu teşkil ediyordu. Önce uzak memleketlere göç etmek için sürülerinden ayrılıyor, oraya vardıklarında da toplanıp sürüler oluşturuyorlardı.”


[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s96)]

GURBETTE YAŞAMAK

“Yine de mesele yabancıların isimlerini ya da soyadlarını telaffuz etmeye gelince herhalde yeryüzünde pek az millet Amerikalılar kadar kendinden emin davranırdı.” [AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s12)]

“İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir; bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s12)]

“Ne vakit bir yabancı bir başka yabancıyla ikisine de yabancı olan ortak bir dilde sohbet etmeye kalksa, konuşmalarının en iyi tarafı budur işte. İçlerinden biri bir kelimeyi bulamadığında, öteki de bulamaz nasıl olsa.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s17-18)]

“Türk kahvesine ‘Yunan kahvesi’ deseler de bir Yunanlının, diğer kahveler yerine Türk kahvesini tercih etmesi…”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s24)]

“Memlekete nasıl daha ucuza telefon edileceği ya da kahvaltı için nereden kaliteli siyah zeytin bulunabileceği türünden gündelik ayrıntılardan akademik ilgi alanlarını ve kişisel dedikoduları paylaşmaya kadar.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s95)]

“Amerika’da sık sık ona nereli olduğunu soruyorlar, cevabı aldıklarında da ya talimat formatına “Ha, Türkiye!” ya da soru formatında “Ya, Türkiye?” cevabını yolluyorlardı, duruma göre bu arada nazik bir merakla “Aman ne kötü!” ya da “O kadar kötü mü?” dercesine yüzünü inceliyorlardı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s104)]

“İngilizce rüya görmeye başlamak bir eşiktir, daha büyük bir değişimin, insanın artık aynı kişi olmasına izin vermeyecek kadar derinden bir değişimin yolda olduğunu gösteren bir işaret.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s147)]

“Ne de olsa bir dilin yerlileri, yabancıların ürettiği mini minnacık yanlışları duymaktan hoşlanır. Nadiren müdahale ederler, ettiklerinde de çocuklarının yaptıkları hatalardan zevk alan ana babaların şefkatli ihtiyatı vardır hallerinde.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s240)]

GÜLMEK


“Başka bir şey gülüvermek. Gülüverince yüzü çocuklaştı, aydınlandı sanki.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.40)]

“Hesaba uymayan tek şey, arada bir gülüvermesiydi. Gerçekten değişiyordu o anlarda çünkü, tümüyle bambaşka bir kişilik yansıyordu o gözlerden.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.57)]


“Gülümseyişlerimiz havada buluştu, nedense biraz utangaç asılı kaldılar bir süre. Tuhaf bir titreşim oluştu onların asılı kaldığı yerde. Yayıldı, bana ulaştığında, içim ürperdi.” (s.42)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“O gülünce, serin ve yatıştırıcı bir rüzgar esti odada. Tıpkı, taze çikletin ağızda yarattığı ferahlık gibi…” (s.106)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

GÜNAH


“Şu var ki deneyimde itici güç yoktur. Oynadığı etkin rol vicdanın rolü kadar önemsizdi. Ortaya koyduğu tek gerçek, geleceğimizin de geçmişimize eş olacağıydı; bundan önce bir kez, tiksinerek işlediğimiz günahı bundan böyle birçok kez işleyecektik, hem de seve seve.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s78)]

“Güzel günahlar da, güzel nesneler gibi, zenginlerin harcıdır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s102)]

GÜZELLİK


“Güzellik bir gizemdir.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.96)]

“Güzellik de bir tür dehadır, hatta dehadan daha yücedir çünkü açıklama gerektirmez.”

[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s35)]


“Onu güzelliğinden çok, albenisiyle tanımlamak en doğrusu olur. Çünkü güzellik gözleri doyurur. Albeni gözler kadar, ruhu da okşar, bütün tene yayılır, ardından dokulara ve çok güçlüyse kana bile giriverir…” (s.14)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]


“Güzellik değerlidir, ama ben daha önce değerini hiç bilememiştim. Güzelliği anlamsız bir şey, şiirden ve akıldan yoksun, sadece güzellik olarak kabul etmiştim. Güzellik hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Oysa şimdi biliyorum, daha doğrusu öğrenmeye başlıyorum. Şu çimler, artık onların neden çim olduğunu, güneşin, yağmurun ve toprağın gizli kimyalarıyla onları bu hale nasıl getirdiğini bildiğim için daha güzel geliyor. Çünkü çimlerin hayat hikayesinde büyük bir romans var ve hatta, evet, macera da var. Bunu düşünmek bana heyecan veriyor. Kuvvetin ve maddenin karşılıklı oyununu ve müthiş mücadelesini görünce, çimler üzerine bir destan yazabilirmişim gibi geliyor.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s139)]


[H]



HAÇLI SEFERLERİ

“Avrupa’dan ne kadar haydut ruhlu gangster istidatlı insan varsa hepsinin Haçlı seferlerine iştirakiyle Avrupa temizlenmiş."
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.30)]

 “Haçlı seferleri dolayısıyla Avrupa daha yüksek bir uygarlıkla sınırdaş olmuş ve kendi uygarlığına esas teşkil edecek bilgiler elde etmiştir.”
[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.30)]

HADES



“Geçmişin zehriyle yüklü ve esrik, dipsiz bir azapla düşüyordu Hades’in derinliklerine Gail.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s326)]


HALİDE EDİP ADIVAR

“Bir karı zuhur edivermişti. Çarşaflı bir karı. Kocaman kocaman siyah gözleri var. Dünya ve ahret hemşiremiz olsun! Siyah bayrağı çekmiş mi efendim, siyah bayrakları… Umum karı milletini de bir güzel başına toplamış… “Adalet!” diye bağırıyor, “Müsavat” diye bağırıyor. Karı feryat ediyor, nemize lazım, korkmadan feryat ediyor. Karı bile karılığıyla feryat ederse… Yazık bizim erkekliğimize…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.307)]

“Bir karı ile beş altı herif geçirdik.
-Karı da mı Ankara’ya gidiyordu?
-İyi bildin Ankara’ya gidiyor.
-Ne yapacakmış? Marangozluk mu?
-Karı kitapçıymış… Kitap yazarmış… Koca koca kitaplar…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.320)]

“İstanbul’da da bir karı türemiş. Düşman memleketi basılınca, biz erkekler girecek delik aradıktı. Karı, karşılığı ile bayraklar yaptırmış. Osmanlı sancakları ama, bezi kırmızı değil… Siyah bez üzerine bayraklar! “Yüzümüzün karası bayrağa vurdu” demek mi istedi, yoksa “Biz bu lekeyi bir gün temizleriz mi?” demek istedi. Elbet bir manası olacak. Düşman bile üzerine varamadı. Meydanda feryat etmiş: “Hey erkekler, nerdesiniz? Vatanı, milleti kime bıraktınız diyerek…
-Dur bakalım… İşte dediğim karı o karı…
-Yok canım! Adil Usta tarif etti. Koca gözlü bir kadınmış.
-Tamam! Koca gözlü… Babayiğit…
-Şimdi inandım. O karı otuz tane tabur kumandanına bedel bir karı…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.321)]

“Demek, Sultanahmet meydanına kara bayraklarla çıkıp koca Dersaadet’i velveleye veren hatun, Yayalar köylüyü şaşırtan aynı hatundu.. Karı bir orduya bedeldi vesselam!”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.336)]

“-Kadın ne diyor bu esnada?..
-Ne diyecek. Gülüyor halime biteviye!
-Hayvana iyi biniyor muydu?
-Çerkez süvarileri gibi… Kadın değildi canım! Bir orduydu. Görürsün, Yunan’a çok işler açar o, benim gördüğüm kadın! Kitap yazıyormuş! Şu devri hayırlısıyla atlatalım. İstanbul’a gideceğim. On lira olsa, kitaplarından birisini alacağım. Okurum da aklım açılır.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.344)]

HAREM

“Harem adabı üzre sırtlarını binaya dönüp çömelmişlerdi.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.11)]

“Onlar hareme girerken mahsustan öyle giyiniyorlar. Senin gibi budalalar aşık olmasın diye…” [AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.49)]



“Duyduğuma göre karpuzu kabuğuyla beraber uzun müddet görmemişsiniz de, sonunda efendimiz bunu duyup içeriye kabuklu karpuz verilmesini irade edince bayram etmişsiniz.” [AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.53)]

HAŞHAŞ

“Çiçekler döküldükten sonra kozalağını hususi bir bıçakla çizip bırakıyorlar, birkaç gün geçince siyahlaşan usareyi topluyorlardı. Haşhaş tohumu kavrulup yeniyor, bununla çörek yapılıyor, küspesi hayvanlara veriliyordu.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.180-181)]


HATA


“İnsanın pişman olmadığı tek şey hatalarıdır.”

[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s58)]


HÜMANİZM



“Bir adam, bütün dünyadaki insanları sevmezse kendi insanlarını da sevmez.” [AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.518)]

HÜNKAR BEĞENDİ


‘’Sultan Aziz’in konuğu olarak İstanbul’a gelen Fransa İmparatoriçesi Eugenie çok beğendiği için bu ismi almış olduğunu profesöre anlatmak geldi içimden.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.53)]


[I/İ]


İKTİDAR


“İyi insanlar iktidara gelemez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.”
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.231)]

“Hiçbir iktidar masum değildir.”
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.315)]

‘’İnsan toplumları devlet otoritesi olmadan yaşayamaz.’’
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.434)]

İNGİLİZ / AMERİKALI



“İngiliz kadınları geçmişlerini saklamakta nasıl ustaysalar, Amerikalı kızlar da ana  babalarını saklamakta o denli kurnaz oluyorlar.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s50)]


İNSAN


Rüzgarlar gezdiriyor onları. Kökleri yok zavallıların, bu yüzden de çok eziyet çekiyorlar.
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.62)]

“İnsanların hiçbir şey öğrenecek vakitleri yok artık. Her şeyi satıcılardan hazır alıyorlar.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.69)]

“İlginç ve çekici olan topu topu iki tip insan vardır: Her şeyi bilenler, hiçbir şey bilmeyenler.” [AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s109)]


İNSANIN KENDİYLE İLİŞKİSİ


“Kişinin kendi kendine bir türlü tam nesnel gözle bakamadığı; kendi kendini aldatmak için türlü yollar bulup, kendi kendini tanımanın belki de basit yolunu bulamadığı...”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.17)]

İNSAN KUSURLARI



“Gene de akrabalarımdan nefret etmemek elimde değil. Kendimizdeki kusurları başkalarında görmeye hiçbirimiz dayanamayız da ondan olsa gerek.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s20)]

İNSAN İLİŞKİLERİ



“İnsan toplulukları zıt dinamiklerle işler. Son tahlilde herkes yana yakıla popülerlik peşinde olsa da popüler olmayan, içekapanık birine duyulan genel talep, popüler ve dışadönük birine yönelik genel talebi geçebilir. İçekapanık insanlar oksijen gibidir, etrafta olduklarında belli bir değerleri yoktur ama olmadıklarında acilen ihtiyaç duyulur varlıklarına.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s72)]

“Sadece bir süreliğine aynı göz seviyesinde karşılaşmış, sonra ayrı yönlere doğru harekete geçmiş iki asansör gibiydiler.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s260)]

“Çünkü çok sık böyle gelir insanlara, ortak yanlarının olmadığını sanırlar. Oysa çok ortak yanları vardır… insanların tembelliğinden, bir de birbirlerini nasıl görünüyorlarsa öyle değerlendirdiklerinden, onlarda başka bir şeyler bulamadıkları için oluyor bu…”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.30-31)]

İSİMLER



“İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir; bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s12)]

“Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı, insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s12)]
“Soyadının etiketlere sığmayacak kadar uzun olmasına ve kaybolan noktalarına hayıflanmakla geçirdiğini bilse acımasızca dalga geçer.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s29)]

“İsim kaybetmek söz konusu olduğunda erkeklerin, isimlerin ne denli uçucu olduğunu daha küçükken öğrenen, öğrenmek durumunda kalan kadınlara nazaran çok daha korkak çıktığını söylerdi o her zamanki hafif, daimi ukalalığıyla.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s29)]

“İsimler insanların varoluş kalelerine uzanan köprülerdir.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s32)]

“Birinin adını öğrenmek varoluşunun yarısını ele geçirmektir, gerisi parçalardan ve ayrıntılardan ibarettir. Çocuklar bunu ruhlarının derinliklerinde bilirler. Bir yabancı isimlerini sorduğunda içgüdüsel olarak söylemeyi reddetmeleri bundandır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s33)]

“Yahudilerin tam da ölüme ramak kala bir hastaya isim verme adetleri bu yüzden. Ölüm döşeğinde yatanların isimlerini değiştirirlerdi, ikinci bir hayat şansı verebilmek için onlara. Müslümanların tam da doğum sonrasında isimlendirme gelenekleri bu yüzden. Yeni doğan bebeğin henüz açılmamış kulaklarına adını fısıldarlardı, ruhuna iyice işlesin diye ismi üç kere tekrar ederek.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s33)]

“İsimler böyledir işte, bir insana dair ilk ve en kolay öğrenilen, ama aslında en zor sahip olunabilen.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s34)]

“Çocuk beklenmeye başladığında hiçbir geniş kapsamlı çağrışımı olmayan başka isimler seçtiler, bir çiçek ya da yıldız ismi, yeter ki sevimli ve parlak olsun, şüphe uyandırmasın.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s188)]

“Adımı Türkçe yazınca noktaları koyuyorum. İngilizcede noktaları kaybediyorum. Kulağa salakça geliyor farkındayım ama bazen noktalarımı kaybetmek beni üzüyor. Oradaki noktalar benimkiler herhalde, onlara iyi bak.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s243)]

“Bu sistemin kısa soyadlı insanları kayırıp, uzun soyadlı insanları mağdur ettiğini savunuyordu Ömer.”


[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s339)]

İSTANBUL



“İstanbul bu fuzuli kaygıların ötesindedir.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s359)]

“Öyle tehditkar bir yakınlığı vardı ki insan neredeyse nabzının atışını duyabiliyordu. Kirli, dar, yılankavi sokaklar, pencereleri ardına kadar dışarıda zonklayan hayata açılmış üst üste, iç içe, salaş evler, kimileri hayli bakımlı ve tıknaz, kimileri sefil sürü sepet kediler; sadece uzun zaman önce sönüp gitmiş hayatların izleriyle değil, daha doğmamışların işaretleriyle de kaplı tarih bulamacı. Buradan böyle bakar bakmaz şehir pek çirkin görünmüştü Ömer’e.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s360)]

‘’İstanbul kar altında tam bir masal şehrine dönerdi. Camiler, kiliseler, sinagoglar, Boğaz köprüleri beyaza bürünür, hava hafif bir sisle dalgalanırdı. Böyle havalarda Boğaz’ın mavi suları camgöbeği yeşile dönüşürdü. Şimdi de şehir hızla beyaz giysisini giyiyordu. Babaannemi hatırladım yine. Kar Anadolu’nun yorganıydı ama İstanbul’un da beyaz masal peleriniydi.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.346)]

İŞ ADAMI


“Aslında kalın kafalılık her iş adamı için olmasa bile, en azından para sahibi olmayı ciddi olarak düşünen herkes için zorunlu bir özelliktir.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.414)]

İYİLİK


“Hepimiz başkalarına iyilik kondurmayı severiz, çünkü hepimiz de kendi kellemizden korkarız. İyimserliğin temeli katıksız korkudur.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s97)]

“İyi insan olmak demek insanın kendi kendisiyle uyum içinde olması demektir,” dedi.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013,(s101)]

“Uyumsuzluk da insanın başkalarıyla uyum içinde olmaya zorlanması demektir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s101)]

İYİMSER


“Kötümser, ‘işler daha kötü olamaz’ diye feryat ederken, iyimser, ‘Olabilir, daha kötü de olabilir’ demiş.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.430)]


[K]



KADINLAR


“Kadın gönlünü anlamak, düşmana top atmaktan çok daha güç.”
 [AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.286)]

“Kadınları hiç boş bırakmayın; hep gebe bırakın ki fesatlık düşünmeye vakit bulamasınlar”

[AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.318)]

‘’Gergedanlığın beni sihirli bir değişime uğrattığını hissediyordum.’’
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.65)]

“Kitap gibi kadın, çevir çevir oku.”

[AAKA-686: Aziz Nesin-Gol Kralı, Nesin Yayınevi-Mart 2010, (s.275)]


“Kadınlar süs için yaratılmış bir cinstirler. Hiçbir zaman söyleyecek bir şeyleri yoktur, ama pek tatlı söylerler bunu. Kadınlar fiziğin zihin üstündeki yengisini simgelerler, nasıl ki erkekler de zihnin ahlak üstündeki yengisinin simgeleridir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s66)]

“Sızlanmaya başladı. Kadınlar kendilerini saldırı yoluyla savunurlar, bazen de, ani, anlaşılmaz teslim oluşlarla da saldırıya geçerler.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s84)]

“Kadınlar olağanüstü pratiktirler, diye mırıldandı. Bizden çok daha pratik. Bu gibi durumlarda bizler evlilikten söz açmayı çok zaman unuturuz da onlar hep aklımıza getirirler.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s100)]

“Kadınlar bizde başyapıtlar yaratma isteği uyandırırlar, sonra da her keresinde buna engel olurlar.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s103)]

“Hem zaten kadınlar çile çekmeye erkeklerden daha yatkındılar. Duygularıyla beslenirdi onlar. Salt duygularını düşünürlerdi. El altında biri olsun, karşılıklı bir şeyler yaşayabilsinler diye sevgili edinirlerdi.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s117)]

“Bir kadının bir erkeği yola getirmesinin tek bir yolu vardır. Öyle canını sıkar ki, onu yaşamından tümüyle bezdirir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s127)]

“Ah, kadının o müthiş belleği! Ne korkunç şeydir o!”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s129)]

“İçgüdüleri olağanüstü ilkeldir onların.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s130)]

“Birilerinin dediği gibi biz kadınlar kulağımızla severiz, nasıl ki siz erkekler de gözünüzle seversiniz, yani severseniz eğer.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s243)]


“Oysa kız, erkekler dünyasına ait çok az şey bilmesine rağmen, sonuçta bir kadın olduğu için, karşısında yanan gözlerin ayırtına gayet iyi varmıştı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s12)]

“Ama o bir kadındı ve kadınların yaman çelişkisini öğrenmeye yeni başlıyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s12)]

“Kadınlar yüzyıllardır cinsellik denilen şey başladığı andan itibaren gözleriyle konuşurlardı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s60)]

“Böyle bir şey yapmayı arzu bile etmemişti. Utançla ve gelişmekte olan kadınlığının gizemleriyle doldu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s200)]


KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ


‘’Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri… Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz?’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.15)]

(Hayatındaki erkekler Maya’yı etkilemekle birlikte kafasını da karıştırdıkları için Maya sürekli çelişkiler içinde gidip geliyor. Zengin Tarık, Subay abisi Necdet, geçmişinden bahsetmeyen babası, Prof. Wagner, oğlu Kerem gibi...)

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.15)]


“İçlerindeki en iyi şeyi birbirlerine vermeyeceklerse erkekler ve kadınlar hayatta niye bir araya gelir ki? İçlerindeki en iyi şeyse ilgilendikleri, geçimlerini sağladıkları, gece gündüz çalıştıkları, rüyalarında bile görüp iyice uzmanlaştıkları şeydir.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s272)]


KALP


“En iyi, yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.74)]

KARAR ALMAK


“Kuşkusuz, bunu bana sorması, çok büyük zeka sahibi bir insanın kimi zaman son anda işi yazı turaya dökmesi gibi bir şeydi.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.635)]

KARABASAN



“Konuşma güçlerini ellerinden alırlarmış. Kara-basan lafı da oradan geliyor!”


[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s319)]


KARDEŞLİK

“Murat ne olursa Cemal de öyle olur. Ağabeysi doğru olan kardeş, doğru olmaya mecburdur.”


[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.391)]

KARGA



“Diyor ki, karga ailesi, muhterem kuş sülalesinin en muhterem fertleri sayılabilirmiş. Yeterince yaşlı bir karga bulabilirsen şayet, ninenin ninesinin gözlerine bakmış dahi olabilirmiş.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s14)]

KAYBETMEK


“Kaybettiği bir şeyi bulmayı çok istediği zaman insan bazen öyle yapar… Bakar bir göremez, bomboştur baktığı yer, öyleyken yine de on beş kez bakar aynı yere.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.620)]

KELİMELER


“Ruth’un söylediği kelimeleri telaffuz ettikçe kımıldaşıp oynayan o dudakların hareketini izlemek, ona müthiş zevk veriyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s71)]

“Yani aslında aklımda başka kelimeler de var. Onları kitaplardan seçtim, ama dilim dönmüyo, bunun için de kullanmıyom.” Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s74)]

KIYAFET



“Lord Henry dalgın dalgın, “Evet,” diye yanıtladı. “On dokuzuncu yüzyılın kılığı gerçekten iğrenç. Öylesine iç karartıcı, öyle karamsar ki!”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013,(s43)]


“Öfkesini ifade ederken seçtiği sözcükler baharatlı bir koku bırakıyordu havada. Acısı bol…” (s.82)

KİTAP


“Mektubunu okuyan arkadaşına doğru bakınca sehpanın üzerindeki kitapları gördü. Açlıktan midesi kazınan birinin yiyecek gördüğü anda gözleri nasıl arzuyla dolarsa, onun da gözleri öyle şevkle, istekle parladı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s5)]

“Okuduklarım iyi mallardı. Işıl ışıl yanıyorlardı. Güneş gibi veya bir ışıldak gibi ta içimi aydınlattılar.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s13)]

“Okuduğu dizelerdeki yüceliği, kor gibi parlayan hayatı hissetmiş.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s13)]

“Her kitabın tek tek her sayfası bilgi alemine açılan birer gözetleme deliğiydi. Okudukları açlığını daha da artırdı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s55)]

“Onu aşkla, daha yüce ve ebedi bir hayatın anlık görüntüsüyle ateşleyen Ruth vardı; beynini kemiren binlerce kurtçukla ihtiraslarını hararetlendiren kitaplar vardı;”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s58)]

“Martin kızlarla böyle saçma sapan konuşurken aklından çağların bilgeliğiyle dolu koca koca kütüphane rafları geçiyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s61)]

“Ayrıca aklı da nadasa bırakılmış toprak gibiydi. Kitaplardaki soyut düşünceler açısından bütün hayatı boyunca süren bir nadastı bu, ama artık ekim yapmanın vakti gelmişti. Daha önce hiç çalışmadığı için yorulmak nedir bilmeyen zihni, şimdi kitaplardaki en küçük bilgi kırıntısını bile sünger gibi emiyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s65)]

“Meraklıydı ve öğrendiği her şey, hafızasının ayrı bir bölümüne arşivleniyordu. Bu sayede denizcilik konusunda devasa bir arşive sahip olmuştu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s126)]

“Gözlemleyerek, çözerek ve öğrenilmesi gereken her şeye aşina olarak evrenin dar sokaklarında, sapa yollarında ve ormanlarında dolaşıyordu. Daha çok öğrendikçe evrene, hayata ve bütün bunların ortasında kendi hayatına daha çok hayran oluyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s127)]

“Bir insanın ömrünün uzmanlaşmaya yetmeyeceği kadar çok konu var. Benim genel bilgiyi edinmem lazım.”

[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s129)]

KOKU

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]
“Parfüm seçmek için zaman harcadığımı itiraf etmeliyim. Aslında ciddiye alınan parfümün gizemli adından çok, kokunun kişiliğidir. Çünkü kokuların pek çok durumda görsellikten daha önemli olan dokunma ve hayal gücü duyularıyla doğrudan ilişkisi olduğu öğretilmişti bana.” (s.89)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]
“Latince anlamı ‘tamamen uçucu’ olan ‘per fumum’ dan,” (s.89)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Bir kokunun yaratacağı çağrışımlarla, o sırada yaşanan ruh durumunun uyuşması gereğini öğretmişti annem bana. Parfüm seçme sanatının en önemli koşulu buydu. Parfümleri gerçekten anlayan kişinin kendini çok iyi tanıması, değişen ruh durumlarına uyum sağlayacak birkaç kokuyu her olasılığa karşı- yanında bulundurması gerekiyordu. Bir de kokuların göndermelerini iyi duyumsamak, bu yetiyi geliştirmek şarttı.” (s.90)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Bu; karmaşa ve coşku gibi birbirine ters iki durumun bir arada yaşanışındaki baharatlı, tehlikeli bir kokuya karışan heyecan verici bir çiçek özünün tatlı baygınlığıydı.” (s.91)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Parfümümü de giyindikten sonra geceye katılmaya hazırdım.” (s.91)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Kokusunu duydum o sırada, tanımadığım, hafif, taze, yüksek dağlardaki yanıl yeşillikleri çağrıştıran, genç bir koku.” (s.98)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Kederin asitli kokusunu duydum.” (s.207)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

KORKU



“Toplum korkusu ki ahlakın temelidir, bir de dinin püf noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s30)]

“Hepimiz başkalarına iyilik kondurmayı severiz, çünkü hepimiz de kendi kellemizden korkarız. İyimserliğin temeli katıksız korkudur.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s97)]

KÖTÜMSER


“Kötümser, ‘işler daha kötü olamaz’ diye feryat ederken, iyimser, ‘Olabilir, daha kötü de olabilir’ demiş.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.430)]


KÖYLÜ
“Senin patron köylü olduğu için bir gün yemek yemeden durabilir, ama herkesi kendisi gibi sanıyor.”
[AAKA-919: Nikolay Vasilyeviç Gogol-Müfettiş,T.İş Bankası Yayınları-2009,(s.30)]

KURNAZLIK


‘’Galiba zeka ile kurnazlık ters orantılı. Biri azalırsa öbürü artıyor.’’
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.25)]

KÜLTÜR


“Güzelliği severim ve kültür, güzelliği daha incelikli değerlendirmemi, ona daha iyi nüfuz etmemi sağlayacaktır.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s131)]

KÜTÜPHANE


“Bilgi, bana bir harita odası gibi geliyor. Kütüphaneye her gidişimde bunu düşünür, etkilenirim. Öğretmenlerin rolü, çocuklara harita odasının içinde ne olduğunu sistemli biçimde öğretmek. Öğretmen, harita odasındaki rehberdir, hepsi o. O bilgiler onların kafalarının içinde değil. İcat eden, yaratan onlar değil. Her şey o harita odasında. Öğretmenler harita odasından nasıl yararlanacaklarını bilir. Onların işi, normalde orada kaybolabilecek kişilere yol göstermektir.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s103)]

[L]



LİSAN

“İnsanın en güzel sesleri asıl ana dilinde kullanabileceğine inanıyorum ben.” (s.87)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

LONDRA



“Londra’nın hafif uğultusu uzaktaki bir org melodisinin pes sedasını andırıyordu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013,(s11)]

“Londra bir gün senin dediğin gibi; iğrenç günahkarları ve şahane günahlarıyla bizim bu gri, canavar Londra’mız, herhalde bana sunacak bir şeyler saklıyordu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013,(s67)]

“Londra’mız buna benzer garip sahneler yönünden çok zengin doğrusu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s264)]


[M]


MAKYAJ


“Şimdi görüyorum ki iki tür kadın var, renkli ve renksiz.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s66)]

“Genç görünmek çabasıyla boyanırlar. Ninelerimiz parlak konuşmalar yapabilmek çabasıyla boyanırlardı.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s66)]

MANTIK


“İnsana mantıklı hayvan, tanımını yakıştıran kimdi acaba? Dünyanın en zamansız aceleyle yakıştırılmış tanımı bu. İnsanoğlu şöyle ya da böyle olabilir, gelgelelim mantıklı değildir.”

[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013,(s42)]

MARTI



“Martılar şaşırtıcı ölçüde karmaşık kuşlardır ya da fazlasıyla basit. Çelişkilerle doludurlar. Tek başlarına süzülürler ama daima bir topluluk oluştururlar. Kaba bir hantallıkları ve çirkinlikleri vardır ama aynı zamanda kendilerine has asil bir zarafete sahiptirler. Çöplerin arasında mideye indirebilecekleri bir şey aramak için çöp kutularının yanına indiklerinde çok aptal görünürler; ama çatıların ya da kayaların üzerinde, hiç kıpırtısız, kendi tefekkürlerinin ağırlığı altında donmuş gibi dalgın dalgın denize baktıklarında o tumturaklı bilgeliklerinin üzerine yoktur.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s361)]

MASA


“Oturup düşünceli düşünceli masasına baktı. Üzerinde mürekkep lekeleri vardı. Bir anda onu ne kadar sevdiğini fark etti. “Benim sevgili masam” dedi, “seninle ne kadar mutlu saatlerimiz geçti. Aslına bakarsan, bana iyi bir arkadaş oldun. Beni hiç yarı yolda bırakmadın.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s149)]


MATEMATİK

“Matematik demek… Öyle bişey ki bu… Hani nasıl dünya öküzün boynuzunda duruyor derlerse, işte matematik de öyle. Bütün bilimler matematiğin şeyinde durur… Matematik bütün bilimlerin esasıdır, temelidir… Hayır… Matematiğe söz söyletmem…”
[AAKA-686: Aziz Nesin-Gol Kralı, Nesin Yayınevi-Mart 2010, (s.153)]

MELEK



“İnsanın koruyucu meleğinin şeytanla tartıştığını duymak gibi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s80)]
 “ABD’de sistematik olarak ve kendi özür iradeleriyle, mandalar oluşturmak, taşlardan kutsal halkalar dikmek, meleklerle iletişime geçmek,”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s256)]

MEZARLIK


“Burası özel bir mezarlıktır” demiş. “Buraya gömülen insanlar mezar taşlarının üstüne gerçek yaşlarını değil, hayatta mutlu olduklar günleri yazarlar. Kimi 21 gün mutlu olmuş, kimi 37 gün. 52’yi geçen çıkmadı daha.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.405)]

MİZAH



“Mizah yapayım derken, bazen azıcık yalan da söylüyor insan.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.59)]

MUTLULUK


“Mutluluk da mutsuzluk da kişinin ancak tek başına yaşayabildiği şeyler; başkalarını tümüyle dışarıda bırakan…”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.221)]

“Mutlu olduğunuzu söylediğinize göre, herkesten daha az değil, daha çok yaşamışsınız demektir.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.75)]


“İnsanlar saadetleri kaybettikten sonra idrak ederlermiş.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.408)]

MÜCEVHER


‘’Gergedanlığın beni sihirli bir değişime uğrattığını hissediyordum.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.65)]

MÜZİK



“Onunla konuşmak nefis bir kemanı çalmaya benziyordu. Çocuk yayın her dokunuşuna, her çekilişine ses veriyordu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s52)]

“Ya sesi! Ömrümde böyle ses duymamıştım ki ben! İlkin çok yavaş çıkıyordu, insanın kulağına sanki tane tane dökülen, derin, yumuşacık notalar. Sonra biraz daha yükselince bir flüte benzedi ya da uzaktan duyulan bir obua sesine.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s69)]

“Sonradan zaman zaman bir kemanın başıboş ihtirasıyla çınladığı oldu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s69)]

“Bu kişilerden keman gibi ses alıyor o. Tinselleştiriyor onları.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s106)]

“Shakespeare’in müziğine daha zengin, daha kıvanç dolu bir seda veren bir saz.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s131)]


“Görkemli senfonilerin ortasında bir yerde beliriveren, yumuşacık bir flüt sesini beklemek gibi bir eğilimim vardır.” (s.133)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]



[O/Ö]


OLGUNLAŞMAK


‘’Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.55)]

ÖFKE


“Böyle sinirlenen insan öfkesinden neredeyse haz duymaya başlar, artarak güçlenen bu duygusuna gittiği yere kadar bütünüyle bırakır kendini.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.126-127)]


“Öfkesini ifade ederken seçtiği sözcükler baharatlı bir koku bırakıyordu havada. Acısı bol…” (s.82)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

ÖĞRETMENLİK


“Öğretmenlerin de hızı böyledir. En yavaş öğrencilerinin hızında öğretmeleri gerekir.” [AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s103)]

ÖPÜŞMEK


“Ayrıca ablasının dudaklarının ne kadar cansız olduğunu da fark etmişti. Bir öpücükte olması gerektiği gibi dudakların canlı baskısını hissetmemişti.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s49)]

“Sonra aklına Ruth geldi; her şeyi gibi dudaklarının da serin ve tatlı olabileceğini düşündü. Öpüşü de el sıkışı veya bakışı gibiydi herhalde; kesin ve samimi.”

[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s49)]


[P]



PARA


’Parayla giriliyor dediler. Sordum kaça? İki buçuğa! İki buçuğa, sıkışırsam karnımı doyururum. Ne yapayım edeyim? Çok düşündüm. Neye böyle para koymuşlar? Ne yapacaklar biriktirip, biriktirip.’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.79)]


POLİTİKA
“Hem de sıkışık sıralarda verilen vaatlerin kıymeti yoktur.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.333)]

“Hayvan hayvanken tehlike sezince çobanın etrafında toplanır.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.397)]

PORTRE



“Hissedilerek çizilmiş her portre ressamın bir portresidir, modelin değil. Modelin orada bulunması yalnızca resmin yapılmasına yol açan rastlantı, bahanedir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s16)]

“Portrede benim öz benliğimden çok şey var, Harry, gereğinden çok!”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013,(s23)]

“Gerçi benden bir ay daha genç diye kıskanıyorum ama itiraf etmeliyim ki bayılıyorum bu portreye.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s75)]


[R]



RAKI

“İçkinin hası, kurban olduğum rakı… Rakının kulak mezesi de alaturka sazdır, şarkıdır efendim…”
[AAKA-686: Aziz Nesin-Gol Kralı, Nesin Yayınevi-Mart 2010, (s.147)]

RAMAZAN



“Temel amacın hırsı ve arzuyu bastırma, sabretmeyi öğrenme olduğunu belirtti.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s165)]

REİKİ



“Reiki’nin muhteşem enerjisinin kendine has bir zekası, içgüdüleri vardır ve nereye gideceğini, ne yapacağını bilir.”


[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s266)]


RESİM YAPMAK


“Bu resmi sergilemekten kaçınmamın nedeni şu ki resimde kendi ruhumun gizini ele vermiş olmaktan korkuyorum.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s16)]

“Çok doğrudur, ben çalışırken hiç konuşmam, söylenenleri de dinlemem. Zavallı modellerim için müthiş sıkıcı olsa gerek. Yalvarırım kal.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s29)]

“Hallward fırçasının o şahane, cüretli vuruşlarıyla çalışıp duruyordu. Bu fırça vuruşları hiç değilse sanatta yalnızca güçten doğan o gerçek olgunluğa, o kusursuz inceliğe sahipti.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s32-33)]

“Ressamın kendi ruhunda harikulade bir göz açılmıştı ve harikulade şeyler ancak bu göze gözükür. Böylece eşyanın en basit çizgileriyle örnekleri incelenip yücelerek simgesel bir değer kazanmıştı.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s53)]

“Bildiğim şu ki bu portre üzerinde çalışırken beliren her boya zerresi, her renk tonu benim gizimi ortaya serer gibiydi.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s145)]

ROMANTİZM


“Romantizm denen şeyi canlı tutan yinelenmektir; yinelenmek de bir iştahı sanata dönüştürür.”

[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s243)]

RUH



“Bu resmi sergilemekten kaçınmamın nedeni şu ki resimde kendi ruhumun gizini ele vermiş olmaktan korkuyorum.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s16)]

“İnsanın birini etkilemesi demek ona kendi ruhunu vermesi demektir de ondan.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s30)]

“Ruhun acısını ancak duyular alır, nasıl ki duyuların acısını alabilecek tek şey de ruhtur.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s33)]

“Onu görebilmek için acıkıyorum sanki. Hele o fildişi bedende gizli olan harikulade ruhu düşündükçe sanki huşu duyuyorum.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s73)]

“Ruhu sığındığı gizli yerden çıkmış, arzu da onu yarı yolda karşılamıştı.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s74)]

“Sonra sen geldin, benim güzel sevgilim… Ruhumu zindanından kurtardın sen.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s111)]

“Bu portre onun için aynaların en sihirlisi olacaktı. Nasıl ilkin bedenini gözlerinin önüne sermişse şimdi de ruhunu gözlerinin önüne serecekti.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s135)]

“Ruhunun iğrenç çürüyüşünü ne diye seyretsin?”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s154)]

“Kendi güzelliğine gitgide daha sevdalanıyor, ruhundaki çürümeyle gitgide daha yakından ilgileniyordu. Kırışmış alnının üstünü dağlayan, o dolgun, şehvetli ağzın kenarlarında oynaşan çizgileri sonsuz bir dikkatle ve ürkünç insanlık dışı bir kıvançla inceliyordu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s161)]

“Benim ruhumun yüzü bu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s196)]

“Ruh müthiş bir gerçek.  Alınıyor, satılıyor, takas edilebiliyor. Ruhu zehirlemek de, yüceleştirmek de olası. Hepimizin içinde bir ruh var. Ben biliyorum bunu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s265)]

RUSYA

“Buradan kalkıp üç yıl boyunca yürüsen bile başka bir ülkeye varamazsın.”
[AAKA-919: Nikolay Vasilyeviç Gogol-Müfettiş,T.İş Bankası Yayınları-2009,(s.5)]



[S/Ş]



SADAKA


“Bireysel ‘sadaka’ dedim, insanın doğasını incitir, kişiliğini aşağılar. Ama örgütlü ‘sosyal sadaka’ ile kişisel özgürlük iki ayrı kavramdır ve biri ötekini yok etmez.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.511)]

“İyilik tohumunuzu, ‘sadakanızı’ hangi biçimde olursa olsun, iyiliğinizi başka birine verirken, ona benliğinizin bir bölümünü vermiş ve onunkinin bir bölümünü kendinize almış oluyorsunuz. Karşılıklı olarak kişilikleriniz birbirine karışmaktadır.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.513)]


SADAKAT

“Aşk bile salt fizyolojik bir sorundur. Bizim öz irademizle hiç ilişiği yoktur. Gençler sadık kalmak isterler; kalamazlar; yaşlılar sadakatsizlik etmek isterler, edemezler. Söylenecek söz bundan ibaret.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s44)]

SANAT

“Sanatın ifade edemeyeceği hiçbir şey yoktur.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s21)]


“Sanatın eylem üzerinde etkisi yoktur.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s268)]



SANATÇI


Sanatçı güzel şeyler yaratandır.
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s9)]

 “Bilirsin ya , biz zavallı sanatçılar arada bir sosyete saflarında boy göstermek zorundayızdır, salt herkese birer yabani olmadığımızı anımsatmak için.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s17)]

“Sanatçı dediğin güzel şeyler yaratmalı, ama bunlara kendi özel yaşamından hiçbir şey katmamalı.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s23)]

“Sevgili çocuk, Basil kişiliğindeki tüm sevimli yönleri uğraşına aktarır. Sonuç olarak da yaşamı için kala kala önyargıları, ilkeleri, bir de sağduyusu kalır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s75)]

“İyi sanatçılar yalnızca ürünlerinde var olurlar, bunun sonucu olarak da kişilikleri silik kalır. Büyük şair, gerçekten büyük olan şair, tüm yaratıkların içinde şiirden en uzak olanıdır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s76)]

“Ruh ve beden, bedenle ruh: Nasıl da gizemliydiler! Ruh hayvanlaşabiliyor, beden de sırasında ruh kesiliyordu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s78)]


“Sanatçı, işi ömür boyu kendini kandırmak olan adamdır Afife. İşi gücü, neden var olduğunun yanıtını aramak olan, ama bizzat kendisi acıklı bir soru cümlesi olan adam…” (s.201)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]


SARHOŞLUK

“İnsan içti mi, içindeki her şeyi dışarı döker; yüreğindeki her şey diline vurur. Biraz atar elbette; ama atmadan da konuşulmaz ki.”
[AAKA-919: Nikolay Vasilyeviç Gogol-Müfettiş,T.İş Bankası Yayınları-2009,(s.65)]


“Ne de olsa ayyaşların sabaha her birini unutacakları envai çeşit saçmalığı yapma hakları vardı;”


[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s10)]

SAYGI

‘’Köyümüzün sürüp gelen töresine göre, bir büyük ne derse, küçük onu dinler.’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.86)]

‘’Hem oğlum oturacak, hem ben; bir içki sofrasında mümkünsüz!...’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.96)]

‘’İki büklüm eğilip selam verdi dedem. Şapkası göğsünde Bende onun gibi yaptım. Saygının yolu budur sanıyordum.’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.163)]

SESSİZLİK


‘’Konuşacak şey bulamayan insanların arasındaki o boğucu sessizlik çöktü odaya.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.157)]

SEVİŞMEK


“Şu anda kaç kişi sevişiyor apartmanımızda? Şehirde kaç kişi sevişiyor? Kaç kişi sevişmesini tamamladı, kondularda uykuya vardı? İçlerinden kaçı uyuyup uyanıp yeniden sevişmeye koyuldu? Kaç kişi Anadolu’da, Trakya’da köylerde sevişip, erkenden yattı? Kaç kişi bizim gibi? Kaçı karı koca? Kaçı çocuğa kaldı kadınların? Kaçı korundu? Kaç çift korunmadan sevişti? Kaç kişi bizim Söke’de? Kaç kişi İzmir’de? Annemle beybabam bir şey yaptı m? Kaç kişi Göller Bölgesi’nde, Antalya’da, Mersin’de? Kaç kişi sabahın olmasına kızıyor; kaç kişi hovardalıktan dönüyor? Kaç kişi gece olsun diye bekliyor? Akan dölleri toplasan, kaç ton tutar?” Yoksa böyle düşünmek de bir tür maraz mı? Özellikle cinsel yaşamımız ne kadar ağır baskı altında! Ne kadar ağır baskılar var insanoğlunun yaşamında! Ne kadar türlü çeşit baskı bunlar!...’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.310)]


“Biz sanki konuşmaya susamış, birbirimizi tanıyabilmek için çılgınca sözsel bir sevişmenin içine yuvarlanmıştık. Bu da bir sevişmedir; sözcüklerin dudaklardan akışının müziğiyle yakalanan bir cinsellik. Bunun tadı, bunun kokusu başkadır.” (s.136)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

SEVMEK


“Sevginin nedeni yok! Ya da gerçek sevgi nedensiz olanı… Ne oluyor biliyor musun o zaman? Herkesi seviyorsun, tüm insanları. Kusurları, yanlışları görmezlikten gelme zorunluluğu da kalkıyor ortadan… Görüyorsun her şeyi, anlıyorsun…”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.132)]

SEYYAR SATICILAR



“Baylar bayanlar! Bir dakikalık dikkatinizi istirham ediyorum. Karşılığında size hayatta ihtiyacınız olan her şeyi sunacağım, belki bir sevgili hariç!”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s367)]

“Çingene seyyar satıcı devasa deri çantasını yere koydu ve yumurta gibi parlak ve cırtlak sarı bir plastik alet çıkardı, sivri kenarları ve tepesinde tuhaf bir kapağı vardı. Herkes bu mucizeyi görebilsin diye şeyi havaya kaldırdı. Bunu takip eden üç dakika içinde bir patates soydu, havuç ve salatalık dilimledi, bir limon bir portakal sıktı, sularını dinleyiciler arasındaki birkaç talihliye ikram etti, bir kurşunkalem açıp sivriltti, yaprak dolması sardı, bir turşu kavanozu açtı, hepsi “bu inanılmaz Japon icadıyla”. Kimse ciddiye almadı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s368)]
“Osmanlı tuğrası, uzun, narin, burmalı sapında kehribar taşı olan otantik bir gümüş kaşık. Kıymetli ve eski görünüyordu. Bu üç kaşık setini alan şanslı müşteri için diye bağırdı satıcı, bu paha biçilmez antika kaşık bedava!”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s369)]

SKANDAL



"Her skandalın dayanağı ahlakdışı bir güvendir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s253)]

SIR


“Sırlar yani gizler, kendi uydurduğumuz gizemlerdir aslında. Tek tek üzerinde düşünüldüğünde, gizliliği dışında pek önemi, hatta anlamı da olmayan gerçekler yumağıdır onlar.” (s.34)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Sırlarda hepimize ait bir heyecan, korku, merak ve gizliliğin baştan çıkartıcı tadı vardır.” (s.35)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

SINIF FARKI


“Kızla annesinin öpüşerek selamlaştıktan sonra kollarını birbirine dolamış halde kendisine doğru yürüyüşlerini gördü zihninde beliren resimde. Halbuki kendi dünyasındaki ana babalarla çocuklar sevgilerini böyle göstermezdi.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s17)]

“Kıza duyduğu arzunun kendisini hissizleştirip donuklaştıran ve canını acıtan bir huzursuzluğa bürünüp aklını karıştırdığının farkına varmak”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s18)]

“Sadece bazı başarılarla kazanamazdı Ruth’u. Her şeyini değiştirmeli, dişlerini bile fırçalamalı, hatta özgürlüğünden vazgeçmiş gibi hissetmesine neden olsa da kolalı yaka takmalıydı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s44)]

“Bu ayaktakımının içinden nasıl çıkıp ona yaraşır biri haline gelebilirdi? Kendisinin de işçi sınıfına mensup olmasının daha da ağırlaştırdığı bu sorun, karabasan gibi çöktü üzerine. Her şey onu aşağı çekmeye çalışıyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s51)]

“O bankayla işi olanların sınıfına mensuptu. Oysa kendisi hayatta hiçbir bankanın içine girmiş değildi ve bu tür kurumlara sadece çok zengin ve çok güçlü insanların girip çıktığını düşünürdü. Bir ahlaki devrim sürecindeydi. Ruth’un saflık ve temizliği onu da etkilemişti ve varlığının en derinlerinden temizlenme ihtiyacını seslendiren bir çığlık yükseliyordu. Ruth ile aynı havayı solumaya layık olacaksa, temizlenmesi gerekiyordu zaten. Dişlerini temizliyordu. Bir eczanenin vitrininde tırnak fırçası görüp bunun ne işe yaradığını aklına getirene kadar mutfaklarda kullanılan tahta fırçayla ellerini fırçaladı. Fırçayı alırken eczacı tırnaklarına bakıp bir de tırnak törpüsü kullanmasını tavsiye edince bir başka kişisel bakım aletine daha sahip oldu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s56-57)]

“Artık bu konulara duyarlı olduğu için, işçi sınıfına mensup insanların pantolonlarının çuval gibi bollaşmış dizleriyle üst tabakanın pantolonlarının dizden ayağa dümdüz inen keskin çizgisi arasındaki farkı hemen görüyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s57)]

“Yıllardır uzun saatler boyunca makinede çalışıyor. İnsanın bedeni gençken yumuşak olur, ama ağır işlerde çalışmak, o işlerin doğası gereği, insanın bedenini macun gibi şekillendirir. Sokakta rastladığım işçi sınıfına mensup adamların çoğunun ne iş yaptığını bir bakışta söyleyebilirim. Bana bakın. Neden böyle yalpalaya yalpalaya yürüyorum? Denizde geçirdiğim yıllar yüzünden. Aynı yılları sığır güderek geçirseydim, genç ve esnek bedenimle şimdi yalpalamayacaktım, ama bu sefer de çarpık bacaklı olacaktım. O kız da aynı. Ancak sert olarak tanımlayabileceğim gözlerini gördünüz. Hiç kimse tarafından korunup kollanmamış.”
 [AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s121)]

“Alt sınıftan gelme Martin, gençlerin ve deneyimsizlerin birbirlerini temasla elde etmelerinde sorun yok düşüncesine sahipti, ama üst sınıflardaki yüce şahsiyetlerin de aşklarını böyle yaşaması, akla bile getirilemeyecek bir şeydi ona göre. Romanlar bu konuda yanılıyordu demek. İşçi sınıfından kızlarda sonuca götüren sarılmalar, sessiz okşamalar, üst sınıf kızlarında da etkili oluyordu. Hepsi aynı etten yapılmıştı ne de olsa, dış görünüşleri dışında hepsi birbirinin aynıydı; Spencer’ı hatırlayabilseydi, bunu kendi başına da bilebilirdi.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s209)]

“Hakikat olup olmaması umurunda değil,” diye ısrar etti Ruth. “Terbiye ve nezaket denilen bir şey vardır ve senin de kimsenin onurunu kırmak gibi bir hakkın yok.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s378)]

“Halbuki düşünsene, bir zamanlar bütün masumiyetimle yüksek makamlarda oturan, güzel evlerde yaşayan, banka hesabı olan eğitimli insanların ne kadar değerli olduklarına inanırdım.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s379)]

“Nasıl açıklayabilirdi ki? Kendisiyle yakınındaki insanlar arasındaki korkunç düşünsel uçurumdan şaşkına dönmüştü.”

[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s394)]

SİGARA



“Sigarayı bırakmak için en önemli sebebinizi yazın ve o cümleye sık sık bakın”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s263)]

“Sigarayı bırakmak için bir gün tespit edip arkadaşlarınıza, ailenize ve iş arkadaşlarınıza söylemek daima işe yarar.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s263)]

“Odasına dönünce ilk iş denizci mavisi broşürdeki numarayı aradı, otomatik kadının sigarayı bırakmak için verdiği on ipucunu dinlemeye başladı ama ancak dördüncüye kadar tahammül edebildi. Telefonu kapattı. Sonra annesini aradı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s325)]


SİNEMA

“Alman gavurunun sinema diye bir şey icat ettiği söyleniyordu. Allah beterinden saklasın! Perde üzerinde canlı insanlara olmadık habaset yaptırılıyormuş. Muharebeyi bile perdeye çekmişler.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.156)]



SOSYETE

‘Sosyete’ gibi tuhaf bir adı olan topluluğu hayatında ilk kez görüyordu. Özel birtakım niyetlerle, düşüncelerle, merakla bu büyülü çevreye girmenin hayalini uzun zamandır kurduğu için ilk izlenimi etkilemişti onu. Çarpılmış gibiydi. Birden bütün bu insanlar bir arada olmak için doğmuşlar...”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.677)]


“Bilirsin ya, biz zavallı sanatçılar arada bir sosyete saflarında boy göstermek zorundayızdır, salt herkese birer yabani olmadığımızı anımsatmak için.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s17)]

“Lord Fermor kendini, aristokrasinin o şahane sanatını, yani tümüyle boş gezme sanatını ciddi olarak incelemeye adamıştı.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s46)]

“Ben de, siz sosyete züppeleri saat ikiden önce yataktan kalkmaz, beşten önce göze görünmezsiniz sanırdım.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s47)]

“Özel uşağı içeri girerek, akşam yemeği için giyinme zamanının geldiğini bildirdi.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s79)]

“Parka sadece sosyetik kişiler gidiyor.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s84)]

“Gene her zamanki gibi mevsim boyunca, sosyete gençlerinin başına yağmur gibi yağan kartvizitlerden, yemek çağrılarından, özel gösterim biletlerinden, yardımlaşma konserlerinin programlarından oluşma bir yığın.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s119)]

“Burada sosyeteye ilk adımını bir skandalla atmaya hiç gelmez. Skandalları saklayıp yaşlılığında ilgi çekici olmak için kullanacaksın.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s125)]

“İnsanın kendi sevgilisini yitirince başkasınınkini kapması. Kibar sosyetede bu, bir kadını her zaman temize çıkartır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s130)]

“Kibar bayların yararlı bir iş yaptığını görmekten zerrece hoşlanmayan Mr. Hubbard’ın aşırı saygılı itirazlarına karşın Dorian arada onlara yardım etmek için elini uzatmak zorunda kalıyordu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s153)]

“Sosyete en azından uygar toplumların sosyetesi, hem zengin hem çekici hem de ilginç olan kişiler aleyhinde söylenenlere inanmaya asla gönüllü olmaz.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s178)]

“Soylular almanağına göreyse on yıl, sanıyorum.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s225)]

ST. PETERSBURG


“Yaz başında bazen çok güzel, güneşli, sıcak, durgun günler olur. Petersburg’da.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.284)]

“Petersburg’umuzun buzların çözüldüğü mevsimdeki insanın sinirlerini bozan havasını ekleyin.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.735)]

“Petersburg’un ‘beyaz’ yaz geceleri hafifçe kararmıştı.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.767)]

SUFİLER



“Sufiler daima iç anlamın dilini konuşurlardı. O sözleri söylediklerinde bambaşka bir ruh hali içindeydiler.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s169)]

ŞAİR



“İyi sanatçılar yalnızca ürünlerinde var olurlar, bunun sonucu olarak da kişilikleri silik kalır. Büyük şair, gerçekten büyük olan şair, tüm yaratıkların içinde şiirden en uzak olanıdır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s76)]

“Ötekilerse, yani gerçek şairler hayatta gerçekleştirmeyi göze alamadıklarını şiir olarak yazarlar.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s76)]

ŞEYTAN



“Şeytandan kurtulmanın tek yolu şeytana uymaktır.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s31)]


“İnsanları koruyucu meleğinin şeytanla tartıştığını duymak gibi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s80)]

“Şeytan bile cinler kadar sinir bozucu değildir.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s216)]

“Şeytan ayrıntıda saklıdır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s240)]

“Bir ülkede kaybolup diğerinde beliren ve her gittikleri yerde panik ve kargaşa yaratan tonlarca Şeytan hikayesi vardır.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s294)]

ŞİİR


“Şiirin tek tutkusu güzeldir ve amacı kendisidir.” (s.67)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

“Şiirin saati sabah değildir! Bu şiirlerin tam saatiyse alacakaranlıktı.” (s.67)
[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]


“Kendi başına bile ciddi birer sorun olan kafiye, ölçü ve yapı meselesinin üzerinde ve ötesinde bütün büyük şiirlerde bulunan ele avuca sığmayan o uçuşu şeyi bir türlü yakalayıp şiirine hapsedemedi. Varlığını sezdiği ve peşinden koştuğu, ama tutamadığı şey, şiirin zapt edilemez ruhuydu. Sıcacık bir parlaklıktı ona göre, peşinden koşturan ama hep erişebileceği noktanın ötesinde kalan ılık bir buğuydu; bazen küçük iplikçiklerinin ucunu yakalamakla ödüllendiriliyor, bu iplikçikleri dokuyarak beyninde dönüp duran notalarda yankısını bulan ifadelere veya görülmemiş bir güzelliğin puslu esintisine kendini bırakmış zihnindeki görümlerin içinden salınarak geçen cümleciklere dönüştürdüğü bile oluyordu.”

[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s107)]



[T]


TANRI / TANRIÇA


“Tanrıça resmi, birisi sakallı”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s27)]

“Eskiden cennette Tanrı kendine bir alfabe çorbası pişirmiş ve bunu devasa bir kaseye koyup mutfak penceresinin yanında soğumaya bırakmıştı.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s47)]

“Bazen Tanrı böyle zorluklarla inancımızı sınar.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s168)]

“Tanrı’ya duydukları sevgiyle coşmuş, derin düşüncelere dalmış, kendilerinden geçmiş, transa girmişlerdi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s169)]

“Zira Tanrı’nın yarattığı hiçbir mahluktan bir dilim ekmek ile bir bardak suyu esirgememelisin.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s219)]

“Cık-cıkladığı şey yukarıdaki güneşse semavi bir ricada bulunuyor, belki Tanrı’dan çatısız gökyüzünden aşağı bakıp, onu içinde bıraktığı kaosu görmesini rica ediyor olabilirdi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s229)]

“Sanki çift gül gibi geçinip gitse de her gece onlar derin uykuya daldıklarında tanrıları sabaha kadar cenk edecekti.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s305)]

“Yan duran bir Tanrıça işareti ve tepetaklak duran bir Tanrı işareti var.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s319)]

“Tanrı’nın merkezi her yerde, çeperi hiçbir yerde olan bir çember teşkil ettiğinde inanıyorum, çok çok eskiden bir simyacı filozofun dediği gibi.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s323)]

TİYATRO



“Tiyatrolarda perde arkasında vurulan üç sopa darbesi, piyesin başlayacağına işarettir.”
 [AAKA-796: Halikarnas Balıkçısı-Uluç Reis  2011,(s.329)]


“Sonra tiyatro oyuncularında ikinci huy olup çıkan o yapay jestlerden biriyle onu kucaklayıp bağrına bastı.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s82)]

“Bilsen nasıl oynayacağım Juliet’i! Jim, bir düşünsene, aşık olmak ve Juliet’i oynamak!”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s89)]

“Tiyatro oyunculuğuna bayılırım. Gerçek yaşamdan çok daha sahicidir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s104)]


TİYATRO OYUNCULUĞU


“Yorumculuktur oyuncunun işi, gerçek sanat değildir.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.3)]

“Oyun otursun diye bir kez önemsiz kişiler karşısında oynamak, sonra eleştirmenlerin karşısına çıkmak yeni moda olmuştu.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.5)]

“Oyunun ilk on, on beş dakikasıdır söz konusu olan ve bu ilk on beş dakikada oyunun baş kişileri iyice belirlenir; ya sahnede görünürler ya da haklarında konuşulup tüm geçmişleri, kişilikleri anlatılır. Böylece seyirci kime dikkat edeceğini en başından bilir.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.6,7)]

“Selam dedikse, o da büsbütün ayrı bir törendir bizim tiyatroda. Neredeyse oyunun kendisi kadar uzun sürer.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.25)]

“Oysa bilmezsiniz ki her alkışın, en uzun ve coşkulusundan en kısa ve cansızına değin her alkışın, bir eğrisi vardır.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.26)]

“Birtakım sözler ezberleyip sahnede yinelemek yeter sanıyorlar. Oysa her role bir yorum getirmek gerek değil mi?”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.40)]

“Tiyatroda her zaman iyimser olmalı, derler.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.55)]

“Karşındaki kötü replik verir ise, senin oyunun daha kötü olur.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.63)]

“Oyundan 1 saat önce oyuncunun neler çektiğini biliyor.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.77)]

“Sahneye çıkıp da ilk repliği veren herkes rahatlar.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.78)]

“Ama işte her oyunun ilk gecesinde ki o bir saat gene de başkadır, bambaşkadır.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.78)]

“Gece ilk kez tiyatro dünyasının gerçek garipliğini ta kemiklerimde duydum sanıyordum. Evet, bir gariptir oyuncuların dünyası.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.78)]

“Buncadır oyuncuyum, oyuna çıkmadan önce korkmayanını görmedim.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.79)]

“Yalnız bir-iki kez, sahnede uyuyakalması gereken yerde gerçekten uyuyakaldı.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.147)]

“Tiyatronun en birinci, en karşı gelinmez kuralı nedir? Perde vaktinde açılacak! En büyük günah: perdenin vaktinde açılmaması.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.160)]

“Oyuna ille de yazarın aklından bile geçmeyen bir yorum getirmeye çalışıyorlarmış.”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.195)]

“Bu dünyanın pisliklerine bulanmamak için sahne oyuncularının dünyasını seçmişim…”

[AAKA-881: Pınar Kür-Küçük Oyuncu, Everest Yayınları-Mart 2011, (s.217)]

TÜRK ERKEKLERİ


‘’Türk erkeklerinin bir numaralı özelliği sinirlenince hız yapmalarıdır.’’
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.99)]

‘’Türk erkekleri önce annelerinden babalarından dayak yiyerek yetişiyor, çocuk yaşta cinsel organlarının ucunun usturayla kesilmesiyle cinsel bir travmaya uğruyor, sonra okulda, askerde, maçta dayak yiyip duruyorlardı. Bu da özgüven diye bir şey bırakmıyordu onlarda. Çoğu, saldırganlığı, kendinden güçsüz olanı ezmeyi seçiyordu.’’
[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.210)]


TÜRKÜLER

“Bizim Anadolu’da üç tane esaslı türkü cinsi var: Oyun havası, eşkıya havası, bir de ağıt!”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.433)]

“Seçin ağalar seçin! / Koç yiğit olana kefenler biçin! / Yeğin atlar besledik kara gün için / Binip dizgin etmemize ne kaldı?”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.434)]

“Anadolu’nun türküleri de, mani ve koşmaları da ağzına kadar hasretle dolu.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.445)]


[U]


UÇAK


“Yarım gün boyunca çeşitli saat dilimleri üzerinden uçmak “kişinin bedenindeki biyolojik ritimlerin bozulmasına” (uçuş yorgunluğunun sözlük karşılığı) neden oluyorsa, insanın memleketinden temelli havalanıp çeşitli kültür dilimleri üzerinde süzülmesinin de “kolektif hafızadaki zihinsel ritimlerin bozulmasına” (hüzün için önerilen karşılık) sebep olabilir.”
[AAKA-821: Elif Şafak-Araf-Doğan Kitap 2010, (s158)]


UŞAK

“Öte yandan, uşaklar genellikle efendilerinin sandığından daha zeki oldukları için...”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s. 21)]

UYGARLIK



“Kent dışında herkes uslu oturur. Baştan çıkarıcı bir şey yok ki orada. Kent dışında yaşayan kimselerin uygarlıktan iyice uzak olmaları da bu yüzdendir ya. Uygarlık, ulaşılması hiç de kolay olan bir şey değildir. Kişi ancak iki yoldan ulaşabilir uygarlığa. Biri kültürlü olmak, öbürü de ahlaksız olmak. Kent dışında yaşayanlar bunların ikisine de fırsat bulamadıkları için durgun sular gibi yosun tutup giderler.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s258)]

[V]


VİCDAN

“Vicdan ve ödleklik aslında aynı şeydir, Basil. Vicdan şirketin piyasada bilinen adıdır, hepsi bu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s17)]

VENEDİK



“Biraz sonra Venedik üstüne yazılmış olan o güzelim dörtlükleri buldu.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s204)]


VUSLAT
“Aşk ayrılığının acısını yaşayanlar, bilirler. Öldürmez ama müthiş üzer, bitap düşürür ve nöbetler halinde vurur. Tek tedavisi ‘vuslat’tır. ‘Vuslat’ın başka hiçbir dilde tam karşılığı yoktur. ‘Vuslat’ en büyük ve en güzel kavuşmadır!” (s.154)


[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

[W]



WILLIAM SHAKESPEARE


“Her insan kendi hayatının başrolünde oynuyor.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.406)]


[Y]



YALAN


“Çünkü insan yalan söylerken sık rastlanmayan veya inanılmaz, yani çok ters, hiç olmamış bir şey söylüyor ve bunu başarıyla anlatmak becerisini gösteriyorsa yalan çok daha inandırıcı oluyor.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.348)]

“Ama yine de Prens onun haz duyarak, hatta zevkten kendinden geçercesine yalan söyleyenlerden, ama duydukları zevkin doruğundayken bile söylediklerine karşısındakilerin inanmadığından, inanamadığından kuşku duyanlardan olduğunu hissediyordu.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.638)]


YALNIZLIK

“İnsanlar tek başlarına yaşaya yaşaya canavar oluyorlar…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.143)]


“Yalnızlığını daha güçlü ve kendini daha yorgun hissetti.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s198)]

“Büyük bir yalnızlığın farkına vardı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s301)]

“Onun sorunu yalnızlığıydı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s322)]

“Yalnızlığının yarattığı sıkıntıydı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s352)]

YARGILAMAK



“O halde, kendi kendini yargılarsın sen de,” diye yanıt verdi kral. “En zoru budur. Kişinin kendi kendini yargılaması, başkalarını yargılamasından çok daha güçtür. Kendi kendini yargılamayı beceriyorsan, hakikaten bilge bir kişisin demektir.”
[AAKA-921: Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens, Mavi Bulut Yayınları - 2013,(s.41)]

YAŞAM


“Önemli olan yaşamdır, yalnızca yaşam… onun keşif süreci, sürekli ve bitmek tükenmek bilmeden yaşamı keşfetme çabası, yoksa keşfetmiş olmak değil…”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.500)]


“Yaşamanın amacı kişinin kendini geliştirmesidir.”
[AAKA-939: Oscar Wilde-Dorian Gray’in Portresi-Can Yayınları-2013, (s30)]


YAŞAMAK

“Yaşamak bir şeyler biriktirmek ve biriktirdiklerimizi götürüp bir sevgiliye takdim edebilmekten ibarettir. Yalnız bundan ibaret…”


[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.445)]

YAŞLANMAK


“Yaşlı insanlarda uzak geçmişi hatırlamakta pek sık görüldüğü gibi, belleği bir anda aydınlanmış, olayı en küçük ayrıntısına varana kadar hatırlamıştı.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.309)]


“Yaşlılıkta öğrenilenler aslında daha önce unutulanlardır.” (s.49)

[AAKA-908: Buket Uzuner-Balık İzlerinin Sesi-Everest Yayınları-2012]

YAŞLILIK


“Her insan kendi hayatının başrolünde oynuyor.”

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.406)]

‘’Yaşlılıkta, çoğu durumda, beden ve zihin aynı zamanda çökmüyordu. Genellikle bunlardan biri daha genç kalıyordu. Hangisinin önce çökmesi daha iyidir gibi trajik bir sorunun cevabını bugün tam olarak öğrenmiştim: Önce zihin çökerse insan daha mutlu ölürdü.’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.346)]

YAZARLIK


“Yazarlar romanlarında, öykülerinde çoğu zaman toplumda belirgin özellikleri olan tipleri ele almaya ve onları canlı, sanat değeri olacak biçimde anlatmaya çalışır. Değişik özellikleri olan bu çeşit tiplere toplumda sık rastlanmaz ama, aslından bunlar gerçeğin kendinden de gerçektir. Örneğin Podkolyosin kendine özgü, hatta abartılı bir karakterdir belki, ama asla uydurma değildir. Kafası çalışan çok kişi Gogol’ün Podkolyosin’ini öğrendikten hemen sonra, iyi yürekli tanıdıklarının, dostlarının yüzlercesinin Podkolyosin’e korkunç derecede benzediğini düşünmeye başlar.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.538)]

“Bu romancı özelliği olmayan, tam anlamıyla ‘sıradan’ insanları ne yapacak, hiç değilse biraz ilginç göstermek için eserlerinde okuyucunun karşısına ne diye çıkaracak onları?”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.583-584)]


“Duygu ve duyarlıkları, okuyan veya dinleyenlerin içinde benzer duygu ve duyarlıklar oluşturacak şekilde sözle ya da yazıyla ifade edilmiş konuşmalara dönüştürmek büyük bir görev. Asil bir görev.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s140)]

“Bütün kapılar kapalıysa büyük yazarlar nasıl ortaya çıkıyor? İmkansızı başararak çıkıyorlar. Öylesine parlak, öylesine olağanüstü eserler oraya koyuyorlar ki onlara karşı çıkanları küle çeviriyorlar. Mucize kabili geliyor, binde bir ihtimali gerçekleştiriyorlar.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s308)]

YAZMAK


“Sonra büyük bir ihtişamla o büyük fikir geldi aklına. Yazacaktı. Gördüğünü dünyaya gösteren bir göz, duyduğunu aleme duyuran bir kulak, hissettiğini insanlara duyumsatan bir kalp olacaktı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s89)]

“Martin ayrıntıları değil bütünü görmüştü; bir de o dünyaya nasıl hakim olacağını. Yazarak! Bu düşünce bir alev gibi girmişti içine.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s89)]

“Kütüphanede bulduğu etkili yazma sanatını anlatan bir kitaptan paragraf ve imla işareti denilen şeyler olduğunu öğrendi.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s90)]

“Kelimeler sanki kaleminin ucunda dökülüveriyordu.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s92)]

“Ama unutmayın ki yazma gücüm olduğunu hissediyorum; nasıl olduğunu açıklayamam, sadece içimde olduğunu biliyorum.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s96)]

“İşte buydu! Sırrı ucundan yakalamıştı. Büyük yazarların, usta şairlerin yaptığı da aynen buydu işte. Onların birer dev haline gelmelerinin nedeni de aynı şeydi. Düşündüklerini, hissettiklerini ve gördüklerini nasıl ifade edebileceklerini biliyorlardı.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s104)]

“Kendini ifade etmenin sırrını, kelimeleri uysal hizmetkarlar haline getirmenin yöntemini, onları bir araya getirerek tek tek sahip olduklarından daha fazla anlam ifade edecek şekilde birbirine bağlamanın yolunu keşfetmiş olanlar vardı. O sırrın kendine şöyle bir görünüp geçmesiyle içinde derin heyecanlar hissetti.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s104)]

“Asıl dünya onun kafasının içindeydi ve yazdığı hikayeler, birçok parça halinde zihninden çıkan gerçeklikti.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s108)]

Kaleminden sanki hikaye akıyor, kolay şiir tarzlarına (bunları dergilerde görmüştü.)”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s111)]

“Yazmakla vakit kaybediyor, dehaların ve üniversite mezunu ender insanların bile her zaman başaramadıkları bir şeyi elde etmeye çalışıyor.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s213)]
“Kalemi elime ilk aldığımda kendimin bile doğru dürüst anlayıp değerlendiremediğim birkaç önemsiz tecrübem dışında yazacak bir şeyim yoktu. Doğru dürüst fikrim yoktu. Gerçekten öyle. Düşünebileceğim kelimelerim bile yoktu. Deneyimlerimse anlam kazanmamış bir sürü görüntüden ibaretti. Bilgilendikçe, kelime haznemi geliştirdikçe, o deneyimlerimde görüntüleri aşan şeyler olduğunu gördüm.”
[AAKA-1051: Jack London-Martin Eden, T.İş Bankası Yayınları-2014 (s216)]

YOKSULLUK


“Bu öyle bir yoksulluktur ki, onunla mücadeleye her kalkışıldığında sonunda düzensizlik üste çıkar, hatta insanlar artık onunla mücadelede kurtuluşu düzensizlikte bulur, bu düzensizlikten de her gün biraz daha artan acılı, intikam duygusu dolu bir haz duymaya başlarlar.”

[AAKA-890: Dostoyevski - Budala, Can Yayınları - 2004,(s.505)]

YÖNETİCİLİK


‘’Bu da kalemini geviyor. Demek büyük memurlar düşünürken hep kalem geviyor.’’

[AAKA-394: Fakir Baykurt-Keklik, Literatür Yayınları-1999,(s.162)]


[Z]



ZAFER

“Galiba her zaferin başında böyle yalınayaklar, bitten harap olmuş deriler, aç mideler ve kocaman, hayasız yalanlar var.”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.383)]

ZENGİNLİK

"Şeyhler zengindir hanımcığım. Zengin olanlar, insanlara hiç acımazlar…”
[AAKA-519: Kemal Tahir-Bir Mülkiyet Kalesi  2009,(s.193)]
ZEKA


‘’Galiba zeka ile kurnazlık ters orantılı. Biri azalırsa öbürü artıyor.’’

[AAKA-518: Zülfü Livaneli-Serenad, Doğan Kitap-Mart 2011, (s.25)]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme